kadının dindeki yeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadınlara âit hayz bilgileri nelerdir?
Soru: Hayz ve nifâs hakkında kâfi bilgi verir misiniz?Cevap: Her müslüman erkek ve kadının ilmihâl bilgilerini öğrenmesi farzdır. Bu bilgiler içinde, Hayz ve Nifâs bilgileri de çok önemlidir. Abdest, namaz, Kur'ân-ı kerîm, hac, bâlig olmak, evlenmek gibi işler için kadın hâllerini bilmek şarttır. Bunları bilmiyen, harâma düşer, ibâdeti sahîh olmaz. Herkesin bilmesi lâzım olanlar, Hanefî mezhebine göre kısaca şöyle:
Hayz müddeti en az 3 gün, en fazla 10 gündür. 10 günden sonra gelen kana İstihâza kanı denir. Bu hastalık kanıdır.
Beyazdan başka her renge Hayz kanı dır. Kan görüldüğü andan, kesilene kadar olan günlerin sayısına âdet zamanıdenir. Âdet zamanı en çok 10, en az 3 gündür. Diğer üç mezhebde en çoğu 15 gündür. Hayz kanı devamlı akmayabilir. Hergün az miktar kan görülmesi hayz hâlinin devam ettiğini gösterir.
İki âdet arasında en az 15 gün temizlik hâli olur. Kan, en az 15 günlük temizlikten sonra gelip 3 günden önce kesildiğinde, namaz vaktinin sonu yaklaşıncaya kadar bekler. Sonra gusletmeden yalnızca abdest alıp, o namazı kılar ve önce kılmadıklarını kazâ eder. O namazı kıldıktan sonra kan yine gelirse, namaz kılmaz. Yine kesilirse vaktin sonuna doğru abdest alıp, o namazı kılar ve kılmadıklarını kazâ eder. 3 gün tamam oluncaya kadar böyle yapar.
Âdetin değişmesi
Üç gün kan gelip, normal âdet süresinden önce kesildiğinde, namaz vakti sonuna kadar bekler, kan görmezse gusledip, o namazı kılar. Kılmadıklarını kazâ etmez. Normal âdet zamanı geçinceye kadar bekler.
Âdet zamanı belli olan kadın, bir defa başka sayıda hayz kanı görse, âdeti değişmiş olur. Temiz gün sayısı da böyledir. Meselâ, âdeti 5 gün, temizlik hâli 20 gün olan bir kadın, hayz hâlini 7 gün görse âdeti değişmiş 7 gün olmuş olur.
Âdeti 7 gün olan kadının kanı, 8 gün devam eder sonra kesilirse, âdeti 8 güne çıkmış olur. Fakat 11. gün tekrar gelirse, 7 günden sonrası istihâza kanı olur. 7 günden sonraki namazlarını kazâ eder. Normal âdeti 7 gün iken 5 günde kan kesilirse, gusledip namazını kılar.
Âdetin başlayış ve bitiş vaktini bilmek çok önemlidir. Meselâ, âdeti 5 gün olan kadının özrü, 10 günü 3 dakika aşmış olsa, âdet zamanı olan 5 günden sonra gelenler, istihâza kanı olur. 10 gün geçmeden ya'nî 10 günden birkaç dakika önce kesilmiş olursa, hepsi hayz olur. Bunun için her kadının, kendi hayz ve temizlik gün sayısını ezberlemesi gerekir.
Ramazanda, sahurdan sonra, hayzdan veya nifâstan kesilen, o gün yiyip içmez. Fakat, o günü kazâ eder. Hayz veya nifâs gündüz başlarsa, o gün yiyip içer. Hayz olmayıp istihâza kanı gelen kadın, idrarını tutamayan veya bir yerinden devamlı kan akan kimse gibi özürlü olur. Kan aksa da, namazını kılar, orucunu tutar. Özürlü olduğu için, her namaz için, o namazın vakti girince abdest alması lâzımdır. Fakat Mâlikî'yi taklîd ederse, abdesti bozulmuş olmaz.
Nifâsın en çoğu 40 gündür. Daha sonra gelen kan istihâza kanıdır. Nifâsta da âdet günü vardır. Meselâ, nifâs âdeti ilk çocuğunda 25 gün ise, bundan sonraki çocuğunda 25 gün olur.
Hayzlı ve nifâslılar
Hayzlı veya nifâslı şunları yapamaz:
1- Namaz kılamaz. Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki: (Müstehâza [özürlü kadın] hayzlı iken namaz kılamaz, hayzı bitip özrü devam ederken kılar.) [E.Dâvüd]
2- Oruç tutamaz. [Hz. Âişe vâlidemizin naklettiği hadîs-i şerîfte, hayzlı iken tutulamayan orucu kazâ etmek gerektiği, kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhârî)
3- Kur'ân-ı kerîm okuyamaz. Hadîs-i şerîfte, (Hayzlı, cünüp olan, Kur'ândan birşey okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizî)
4- Mushafa el süremez. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde, (Ona [Kur'ân-ı kerîme] temiz olanlardan başkası dokunamaz)buyuruluyor. (Vâkıa 79) Peygamber efendimiz de, (Kur'âna ancak temiz olan dokunabilir) buyurdu. (Nesâî)
5- Câmiye, giremez. Hadîs-i şerîfte, (Cünüp ile hayzlıya mescide girmek helâl olmaz) buyuruldu. (İbni Mâce)
6- Kâ'beyi tavâf edemez. Çünkü tavâfta abdestli olmak lâzımdır. Hadîs-i şerîfte, (Beytullahı tavâf etmek, namaz kılmak gibidir) buyuruldu. (Tirmizî)
7- Zevciyet muâmelesinde bulunamaz. (Bekâra 222)
Hayzlı kadının, tesbih çekmesinde, salevât-ı şerîfe, kelime-i tevhîd, istiğfâr ve duâlar ile, Rabbenâ âtina gibi duâ âyetlerini ezberden okumasında mahzûr yoktur. Fâtiha'yı duâ niyetiyle okuyabilir. Hayzlı saç ve tırnak kesebilir. Cünüp olan saç ve tırnak kesemez. Cünüp kadın, göğsünü yıkadıktan sonra ağlıyan çocuğunu emzirebilir. Mümkünse her zaman abdestli emzirmeye çalışmalıdır! (Hadîka)



Kadın nasıl giyinmeli?
Kadınların vücût hatlarının [kaba avret yerlerinin şekli ve rengi] belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslâm dini, kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekıte)Peygamber efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın mübârek hanımları, çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir. Milhâfe, ferâce, fistan, entâri giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de, böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektûbunda bildiriyor. Bu husûslar, Câmi'urrumûz ve Hidâye kitabında da bildiriliyor.
Kapanması gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen vücût hatlarını belli etmemek şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin âdetine uygun giyinir. Çünkü elbise gibi mubâhlarda, şehrin âdetine uymamak tahrimen mekrûhtur. Zarûret olmadıkça, harâmlarda hiçbir yerin âdetine uyulmaz. (Hadîka)
Peygamber efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, ya'nî entâri giymiştir. Şalvar ve pantalon giymemiştir. Bunları giymek âdette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak günâh değildir. Taksiye, uçağa binmek de âdette bid'attir. Bunları yapmak günâh değil dinin emridir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantalon veya şalvar giymeleri câizdir, günâh olmaz. Elbisenin şekli ibâdet değil, âdettir. Çünkü Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir. (Redd-ül muhtâr)
Sünnet-i zevâid
Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevâid denir. Bunları terketmek günâh olmaz.(Hadîka)
(Bir kavme benziyen onlardandır) hadîs-i şerîfi, ibâdetlerde benzemenin tehlikesini bildirmektedir. Meselâ papaz zünnarı ve haç takmak böyledir. Dikiş makinası, daktilo, elbise gibi şeyler ise âdettir. Âdetlerde kâfirlere benzemek günâh olmaz.
Peygamber efendimiz, her zaman belli bir elbise giymezdi. Ba'zan Rum, ba'zan Arab elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizî)
Ahzâb sûresinde kadınların cilbâb giymesi emrediliyor. Cilbâb nedir?
Cilbâb, erkeklerin de, kadınların da giydikleri bir elbise, bir gömlektir. Zevâcir ve Berîka'daki hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Harâmdan cilbâb [gömlek] giyen erkeğin namazları kabûl olmaz.) [Bezzâr]
(Hayâ cilbâbını [örtüsünü] çıkarandan [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyhekî]
Bu hadîs-i şerîflerde bildirilen cilbâbın çarşaf demek olmadığı, herhangi bir örtü olduğu açıkça görülmektedir. Cilbâbın çarşaf değil, dış elbise olduğu tefsîr kitaplarında da yazılıdır. Birkaçı şöyle:
Cilbâb, baş örtüsünden daha geniş ve gömlekten kısa olan örtüdür. Yüzü ve bedeni örten her örtüye denir.(Ebüssü'ûd tefsîri)
Cilbâb, kadınların giydileri tek parça örtüdür. (Celâleyn)
Cilbâb, göğse kadar inen baş örtüsüdür. (Rûh-ul-beyân)
Cilbâb, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferâce, câr gibi dış kisvedir. (Elmalılı)
Cilbâb, dışa giyilen örtüdür. (Tibyân)
Cilbâb, milhâfe, uzun entâri veya baş örtüsü demektir. (El-Envâr)
Kadın ve başörtüsü
Nûr sûresinin 31. âyet-i kerîmesinde, (Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerine örtsünler) buyuruluyor. Eğer kadınlar çarşaf giyselerdi, baş örtüsünü yakanın üzerine örtmekten bahsedilmezdi. Bir de fıkıh kitaplarına bakalım!
Erkeğin hanımına vermesi vâcib olan nafaka, yemek, kisve [elbise] ve meskendir. Kisve ise, himâr ve milhâfedir.(Bahr)
Himâr, baş örtüsü, Milhâfe, dış örtü demektir. Buna eskiden ferâce denirdi. Şimdi ise manto deniyor. Erkeklerin giydiği örtüye de milhâfe denmektedir. Hz. Enes'in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, (Resûlullah, milhâfesini evde giyerdi)buyuruluyor. (Hatîb)
Herkesin çarşaf giydiği bir yerde, birkaç kadının manto giymesi fitneye sebep olacağından uygun olmadığı gibi, manto giyilmesi âdet olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun olmaz. Çünkü bir yerde âdet olan şeyler giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur, fitneye sebep olur. Hadîs-i şerîfte (Fitneyi uyandırana la'net olsun) buyuruldu. (Hadîka)
Nefsi hor görmek
Nefsimize zor gelse de, dinimizin emîrlerini yapmaya çalışmak lâzımdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Nefsini hor gören dinine değer verir, nefsini azîz gören dinini horlamış olur. Dinin ise azîz olması gerekir. Nefsini besleyen dinini zayıflatmış, dinini besleyen, dinini de nefsini de beslemiş olur.) [Ebû Nuaym]
Kadınların kapanması
Kadınların tesettürü kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerîmeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husûstaki tartışmalar kasıtlıdır.
Kur'ân-ı kerîmde genel olarak herşey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.
Kur'ân-ı kerîmde (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsrâ 23)
Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur'ânın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'âna uymuş mu oluyor? Âyet-i kerîmenin ma'nâsı, (Ana-babanızı üzmeyin hattâ onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydâvî)
Bunun için Kur'ân-ı kerîmdeki bir âyetin hükmünü öğrenmek için Kur'ân tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur'ân-ı kerîmden hüküm çıkarabilseydi, hadîs-i şerîfler lüzûmsuz olurdu.
Hırsızlık suçtur. Bir hâkim, kanûnları esâs almadan, sırf Anayasa'ya göre bir hırsıza cezâ veremez.Çünkü hırsızlığın cezâsı açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanûnlarla açıklanmıştır.
Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'ân-ı kerîme bakıp anlıyamaz. Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîflerle açıklanmıştır. Hadîs-i şerîfleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslâm âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'ân tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'ân tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.
Tıp kitâbı okuyarak, ilâç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'ân tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilâç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran îmânını kaybedip, sonsuz azâba düşebilir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Kur'ânı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hatâ etmiştir.) [Nesâî]
(Kur'ânı kendi görüşüne göre tefsîr eden kâfir olur.) [M.Rabbânî]
Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:
[yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hâriç, zînetlerini[zînet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nûr 31]
Bu âyet-i kerîmeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücûdunun diğer yerlerini örtmenin lâzım gelmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, zînetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi zînetler midir? Bu husûslar açık değildir, hadîs-i şerîfle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerîme de şöyle: (Ey Nebî, hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbâblarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, ezâ edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzâb 59]
Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp ezâ edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp ezâ edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resûl aleyhisselâmın nasıl açıkladığına bakmalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecma'ul-enhür, El-mugnî]
Bu hadîs-i şerîfte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur'ân-ı kerîmin 17 yerinde Resûlullaha (De ki, bana tâbi' olun)buyuruluyor. Allahü teâlânın Resûlüne tâbi' olup O'nun bildirdiği şekilde tesettüre riâyet etmelidir!
Hz. Esmâ, ince elbise ile gelince, Resûlullah baldızına bakmadı. Mübârek yüzünü çevirip (Yâ Esmâ, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hâriç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebû Dâvüd)
Hz. Âişe buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhârî, Nesâî)
Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerîmeyi kendi görüşüne göre tefsîr edip bu farzı inkâr etmek küfürdür.
Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzûmsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günâh ile küfür farklıdır. Eyyâmcı bir gazete, küfrü, günâhtan çok küçük görüp, Acem profesörün tesettürü inkâr eden yazısını yayınlama gaflet ve dalâletinde bulunmuştur. Böylelerine aldanmamalıdır.



Dînimizde kadının yeri neresidir ?
Suâl: "İslâmiyet kadına değer vermiyor" deniyor. İslâmda kadının yeri nedir?Cevap: Dinimizi bilmiyen bir kimsenin İslâmiyetin kadına verdiği değerden bahsetmesi, körlerin fili ta'rîf etmesine benzer. Körün biri, filin bacağına dokunur. "Fil direk gibi" der. Biri karnına dokunur, "Fil duvar gibi" der. Diğeri de hortumuna dokunur. "Fil, yılan gibi" der. Görenle görmeyen bir olmadığı gibi, bilenle bilmiyen de bir olmaz.
Çalışan kadınlara ne kadar maaş verildiğini öğrenmek üzere, Amerika'dan iki kişi gelse, birisi, bakanlık yapan bir kadının maaşını öğrense, öteki de yeni işe giren ilkokul mezunu bir kadının maaşını öğrense, verecekleri rapor elbette birbirinden çok farklı olur. İşçi bir kadın, başbakan olan kadınla mukayese edilmez. İki ayrı cins olan armutla portakal toplanıp şu kadar portakal etti denilemez. Hayvanla insan mukayese edilmez. Çünkü yaratılışları farklıdır. Kadınla erkek mukayese edilerek, "Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz" denemez. Allahü teâlâ, kadını erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fizikî yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemiyen iki şey, birbiri ile mukayese edilmez. Bir erkek kalkıp da, "Madem kadın-erkek eşitliği vardır, ne diye kadınlar da bizim gibi yerin altında, kömür ocaklarında, maden ocaklarında çalışmıyor?" diyemez. Çünkü kadının bünyesi buna müsâit değildir. Rusya'da kadın böyle zor işlerde çalıştırılıyorsa da, bu bir hak değil, kadına zulümdür. Herkese bünyesine uygun iş verilmelidir.
Yanlış mukayese
Cinsleri, vasıfları farklı olanlar arasında mukayese olmaz. Meselâ elma armuttan veya armut elmadan üstündür denemez. Çünkü cinsleri farklıdır. Onun için elma ile armut toplanmaz denir. Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Vazîfeleri farklıdır. Taksi ile tank, birbiriyle mukayese edilmez. Yüz kiloluk pehlivan ile elli kiloluk pehlivanı birbiriyle güreştirmiyorlar. Her pehlivan, kilosundaki pehlivanlarla güreşip şampiyon olabiliyor. Ağır sıkletteki bir pehlivan, rakiplerine yenilse, fakat elli kilodaki bütün pehlivanları yense madalya alamaz. Aynı cinsler arasında bile ba'zı vasıflar aranıyor. Kadının boksör, güreşçi olmaması onun değerini düşürmez.
Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armut mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olmaz. Ancak vasıfları eşit olan iki şey arasında kıyaslama yapılır. Vasıfları farklı olan şeyler arasında kıyaslama olmaz. Meselâ vapur, uçak ve otobüs binek vâsıtası olduğu hâlde, birinin diğerine üstünlüğü söylenemez. Uçak, denizde yüzemediği için vapurdan aşağı sayılmaz. Vapur, karada gitmediği için bisikletten aşağı olduğu söylenemez. Vapur başka bir vapurla, uçak başka bir uçakla mukayese edilebilir. İkisi de kara vâsıtası olduğu hâlde, bir tankla bir taksi mukayese edilemez. Tank, taksi kadar hızlı gitmediği için aşağı kabûl edilemez. Herbirinin vazîfesi ayrıdır. Boksta iki kadın, ancak bir erkek kadar dövüşebilir" dense, bu, kadına hakaret olmaz. Cenâb-ı Hak, kadını akıl ve beden yönünden erkeğe göre farklı yaratmıştır. Hattâ bir erkeğin aklını diğer erkeğe göre de farklı yaratmıştır. Biri kalkıp da (Yâ Rabbî insanların aklını niçin eşit yaratmadın?) diyemez. Yaratıcı sorguya çekilemez. Bu bakımdan kadın-erkek, birçok bakımdan mukayese edilemez, ikisi arasında her bakımdan bir eşitlik sözkonusu olamaz. İki erkek arasında her yönden eşitlik olmadığı gibi, iki kadın arasında da farklılıklar vardır.
Üstünlüğün ölçüsü
Dinimizde üstünlük, Allah indindeki kıymete göredir. Müslüman fakir bir zenci, müslüman olmayan bir imparatordan o kadar çok üstündür ki, mukayese bile kabûl etmez.
Dînimizin, zenginlerin ve kadınların çoğunun Cehenneme gideceğini bildirmesi, zengine ve kadına hakaret değildir. Zenginlerin ekserisi, parasını faydalı işlerde kullanmadığı, fakirleri sömürdüğü için onları ikâz etmek için (Şunları yapmazsanız, Cehenneme gidersiniz) buyurulmuştur. Kezâ kadınlar da, erkeklere nisbetle te'sîr altında kalarak daha fazla günâh işlediği için, (Günâh işlemeyin, Cehenneme gidersiniz) diye ikâz ediliyor. İyi kadınları ve servetini iyi yolda harcayanları da cenâb-ı Hak övüyor. Malı hayırlı şey olarak bildiriyor, sâlihâ kadınları da övüyor. Kâfir erkeklerin Cehenneme gideceğini bildirirken, müslüman kadınların Cennete gideceğini haber veriyor.
Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok mes'ûliyet yüklemiştir. Kadın, ev içinde ve ev dışında çalışmaya para kazanmaya mecbûr değildir. Evli ise kocası, evli değilse babası, kadına lâzım olan şeyi getirmeye mecbûrdur. Kimsesi olmayan kadına devlet bakar. (Hidâye)

Öncelikle Bunu Okuyunuz
  1. Dinimizde Kadının Yeri
  2. Kadınlar Nasıl Giyinmeli
  3. Kadınlara Ait Hayz Bilgileri






Popüler Yazılar

Sitemap: https://www.xml-sitemaps.com/download/pratikle.5519372/sitemap.xml?view=1
Blogger tarafından desteklenmektedir.