kadınlar ile ilgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SORU: Bazı yörelerin ahâlisi, kızları mirastan mahrum bırakarak, kızların başlığını da yiyorlar. Bu tip insanların davetlerine icabet etmek ve onlarla teşriki mesai etmek caiz midir?
SORU: Bazı yörelerin ahâlisi, kızları mirastan mahrum bırakarak, kızların başlığını da yiyorlar. Bu tip insanların davetlerine icabet etmek ve onlarla teşriki mesai etmek caiz midir?
CEVAP:
CEVAP:
 
SORU: İslâm dini, kadını himayesine alarak zulümden kurtarıp erkek seviyesine çıkardı. Yalnız kız ve kız kardeşin erkek karşısında mirasta yarı hisse alması kadın ile erkeğin eşitlik dengesini bozmaz mı?
CEVAP: Kız kardeşin mirâsda erkek kardeşin alacağının yarısını alması görünüşte eşitsizlik sanılsa da vaki'de böyle değildir. Çünkü mesela, birisi vefat edip oğlu ile kızına üç milyonluk bir servet bıraksa, dinen oğlan iki milyon, kız bir milyon alacaktır. Yani görünüşe göre kıza verilmesi uygun olan beşyüzbin fazladan olarak erkek kardeşine verilmiş oluyor. Ama İslâm dini. bu beşyüz bin yerine kıza daha büyük bir ikramda bulunuyor. Hayatı boyunca yiyeceği, giyeceği, barınacağı yerin teminini ve bütün ihtiyacını kocasına yüklüyor. Erkek kardeşi ise ağır bir yük altına giriyor, karısının nafakasıyla çocuklarının nafakaları kendisine devrediliyor. Bu takdirde kadın erkekden daha kârlı olmaktadır.
SORU: Bazı yörelerin ahâlisi, kızları mirastan mahrum bırakarak, kızların başlığını da yiyorlar. Bu tip insanların davetlerine icabet etmek ve onlarla teşriki mesai etmek caiz midir?
CEVAP: Bu tip insanların ellerinde bulunan servetin bir kısmı helâl olduğu takdirde, ellerindeki malın tümü haramdır denilemez. Dolayısıyla davetlerine icabet edilebilir. Yalnız onlardan tarla ve bu gibi içinde kızların hisseleri bulunan bir şey satın almak kesinlikle haramdır.
SORU: Memleketimizde köylülerimiz kızlarını mirastan mahrum bıraktıkları için bazı babalar kızlarına tamamiyle mahrum kalmamaları için bir tarla veya bağ gibi bir akar vasiyet eder, bu vasiyet caiz midir?

CEVAP: Yüce dinimiz çok kerim olan insanı hurafe ve vahşetten kurtarmak için gelmiştir. İnsan yeryüzünde Allah'ın hâlifesi ve en yüksek varlık olduğu halde câhiliyet devrinde kendini yitirmiş, aşağı derekelere yuvarlanmıştı. Kendisi için yaratılmış olan taş, ağaç ve benzeri şeylerden yaptığı putlara tapıp Allah'ı unutmuştu. Kadın, erkeğin dengi olduğu hâlde erkek onun zayıflığını fırsat bilerek birçok haklarından mahrum bıraktı. Bunlardan biri de miras hakkı idi. Câhiliyette miras ancak erkek ve güçlü olan kimseye hastı. İslâm dini, yaratılış itibariyle zayıf olan kadını himayesine alarak onu erkek seviyesine çıkardı. Erkek varis olduğu gibi kadının da varis olduğunu beyan etti. Bunun için kadını mirastan mahrum bırakmak büyük bir vebal ve gaflettir. Allah'tan korkan kimse bunu yapamaz, varis olduğu için yapılan vasiyet muteber değildir. Hakkı ne ise onu vermek gerekir. Peygamber (sa.) "varis için vasiyet yoktur" buyurmuştur.
SORU: Bir kadının kocası kumar ve hırsızlık gibi gayri meşru yollarla mal kazanıp çocuk ve zevcesinin geçimini sağlıyor. Kadın için böyle meşru olmayan bir kazançtan nafaka almak ve elbise giymek caiz midir?
CEVAP: Meşru olmayan bir yol ile kazanılan mal haram olup kazanan kimsenin büyük bir vebali vardır. Onun için zevcesi helâl bir mal varsa geçimini kendi malından sağlaması icap eder. Bu takdirde haram malı yemesi, kabullenmesi caiz değildir. Fakat helâl bir malı yoksa çaresiz kaldığı için haram olan maldan yemesinde beis yoktur. Yalnız kocası tarafından kendisine verilen nafaka ve elbisenin aynısı haram olursa yani bizzat çalınmış veya gasbedilmiş ise o kadının yemesi hiçbir suretle caiz değildir.
SORU: Birçok kitap, kadının okuma yazmayı öğrenmesinin caiz olmadığını kaydedip Hz. Aişe'den rivayet edilen şu hadisi: "Onları-kadınları- yüksek apartmanlarda oturtmayın ve yazmayı onlara öğretmeyiniz" rivayet ediyorlar. Bu hususta görüşünüz nedir?
CEVAP: İslâm dini, ilim öğrenmeyi erkeğe emrettiği gibi kadına da emretmiştir. İlim öğrenmenin yolu ise okuma ve yazmadır. Okuma ve yazma olmazsa ilim elde edilmez. Tarihte bir çok alim yetiştiği gibi, Aişe al Kurtubiye (vefat 400). Aişe bint Ali (v. 339). Ümmü'l Mesâkin (v. 846) ve Sara al Halebiye (v. 700) gibi nice âlimeler de yetişmiştir. Dolayısıyla, bu hususta nakledilen sözler bir esasa dayanmıyor ve Hz. Aişe (ra.)'ye isnad edilen hadis de zayıftır. Çünkü rivayet silsilesinde. Muhammed bin ibrahim al Sami bulunmaktadır. Bu da yalancı bir râvî'dir. Ayrıca Peygamber (sa.)'in zevcesi Hazret i Hafsa (ra.) okuma yazmayı öğrenmişti. Okuma-yazma kadın için caiz olmasaydı Peygamber (sa.) buna engel olacaktı. Şifâ bint Abdullah (ra.) şöyle diyor: “Hafse'nin yanında iken Peygamber (sa.) içeri girdi ve dedi ki Şuna -Hafse'ye- okuma yazmayı öğrettiğin gibi "Nemi" rukyesini (câhiliyette söylenen birtakım sözlerdir) de öğret" (Ebû Dâvûd).
SORU: Kadının, sadece harp anlamında değil, daha genel olarak İslâm cihadında yeri nedir?
CEVAP: Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı gibi bu hususda erkek ile kadın arasında fark yoktur. Cihadın her çeşidini yapabilir. Peygamber (sa.)'i kâfir ve müşriklere, malınızla, canınızla ve dilinizle mücahade ediniz diye verdiği emir, sadece erkeklere dönük değildir. Ancak harpte, geri hizmetler kadın için daha uygundur. Ama gerekirse silâha sarılıp ön saflarda da bulunması icap eder. Asrı saadette vaki olan çok örneklerden birisini kaydetmek isterim. Nesibe bint Ka'b el Ensariye isminde sahâbî bir kadın, Uhud savaşına katıldı. Önce İslâm askerleri için su taşıyıp yaralıları tedavi etmek için görev almış idi. Bilahare müslümanlar mağlup olup Peygamber'i yalnız bırakınca, kılıcını alıp Peygamber (sa.)'i savunmaya başladı ve bu hususta büyük katkıda bulundu ve kanlar içerisinde düşüp yıkılmcaya kadar devam etti. Bu vefakâr kadın, kan ve yaralar içerisinde iken, kendini değil, Peygamberdi düşünüyor ve Peygamber (sa.) nasıldır bana söyleyiniz, diyordu. Yanındakiler “Peygamber'in durumu iyidir” dediler. “Bana yardım ediniz, kendisine gidip onu göreceğim”. “Peki ama kocan Zeyd ile iki oğlun Habib ve Abdullah'ı sormuyorsun?” “Ben Peygamber'in durumunu öğrenmek istiyorum” dedi. Ve Peygamber (sa.)'e gitti. Peygamber (as) de kendisine şifa için dua edip cihadını tebrik etti.
SORU: Tabiri caiz ise kadının günümüz toplumundaki kontrolsuz durumu, kadın haklan ve hürriyeti olarak değerlendiriyor. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?
CEVAP: İslâm dininde de kadın hürdür. Ama bu hürriyet hudutsuz değildir. Fıtraten zayıf ve kendini savunma yeteneği olmayan kadının her tarafa girip çıkması ve gözü aç ve hain kimseler için yem olmamasına dikkat etmesi gerekir. Bu tip yaşamda olan kadınların durumu, İslâmî ölçülerle ölçülmesi mümkün değildir.
SORU: Bugün çok kullanılan bir terim var. Kadın-erkek eşitliği. Bu konuyu İslâmi bakış açısından nasıl değerlendirebilirsiniz?
CEVAP: İslâm dini, erkek ile kadım eşit tutuyor ve fıtraten zayıf olduğundan, erkekten ziyade ona eğiliyor. Peygamber (sa.) Haccetelveda hutbesinde “İki zayıf olan yetim ve kadın için, Allah’dan korkunuz” buyuruyor. Ancak bir takım hikmetlere istinaden birkaç husus istisna ediliyor: 1. Şahitlik: Bu babta iki kadın, bir erkek mukabilinde kabul ediliyor. Hikmeti de, genellikle kadınlar ev işi ile ve çocuk bakımıyla daha fazla uğraştıklarından başka şeylerle pek alâkadar olmuyor ve bu sebeple meseleleri unutabiliyor. 2. Miras: Bu hususta da baba ve kardeş gibi mirasçılardan kalan mirasta erkeğe iki, kadına da bir hisse veriliyor. Hikmeti de normal olarak her kadın evleniyor. Hayatta muhtaç olduğu her şeyi kendisine değil, kocasına yükleniyor. Böylece kendisi için geçim sıkıntısı söz konusu olmuyor. Demek, bir cihetten kendisi için kısıntı yapılmış ise de başka bir cihetten telâfi edilmiştir. 3. Devlet Başkanlığı:
SORU: Kadın, erkeğin çalıştığı her alanda, her işte çalışabilir mi, İslâm bu konuda bir sınır çiziyor mu?
CEVAP: İslâm'a göre kadın, devlet başkanlığı gibi bir çok nazik görevlerin dışında her alanda çalışabilir. İslâm dini bunun için sınır getirmemiştir. Yalnız İslâm'ın getirdiği bir takım prensip ve ahlâk kavramları vardır, bunları bilip göz önünde bulundurmak ve onun ışığı altında bu işi değerlendirmek gerekir. Zaman elverişli olmadığı için onlardan söz etmeyeceğiz. Ama İslâm'a göre devlet başkanlığı gibi çok nazik görevleri yüklenemez. Peygamber (sa.) bununla ilgili şöyle buyurur: “Başına bir kadını emir olarak tayin eden topluluk, felah bulamaz.” Bunun için fıkıh kitaplarımız, hilâfetin şartlarından biri olarak hâlifenin erkek olmasıdır diye kaydediyorlar.
SORU: İslâm dini, kadına aile ve toplum içinde nasıl bir yer tayin etmiştir? Erkeğin yanında yeri nedir? Kur'ân ve Hadisler ışığında bize genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?
CEVAP: İslâm Dini, aile ve toplum içinde kadına iyi yer veriyor. İnsanlık yönünden erkek ile kadın arasında fark gözetmiyor, erkeğe verdiği önemi kadına da veriyor. Bu hususta Kur"an-ı Kerîm şöyle buyuruyor: "Ey insanlar, sizleri bir tek nefisten yaratan Rabbinizden sakınınız". Diğer bir ayette de şöyle buyuruyor "Şüphesiz ben içinizden gerek erkek, gerek kadın, bir hayır işlediğini boşa çıkarmam de onu hep birbirinizdensiniz". Peygamber (sa.) de şöyle buyuruyor Kadınlar erkeklerin denkleridir. Kız çocuğuna eş ve analık özellikleri açısından büyük bir değer verip ikramda bulunuyor. Peygamber (sa.) kız çocuğu olarak kadının gördüğü ikramla ilgili şöyle buyuruyor: "Herhangi bir kimsenin bir kız çocuğu olsa, o da onu güzelce öğretip eğitse kendisi için cehenneme karşı siper olacaktır". Cenabı Allah, eş olarak kadına yapılan ikramlarla ilgili şöyle buyuruyor Yine onun ayetlerindendir ki sizin için kendileriyle huzur bulaşınız diye cinsinizden eşler yaratmıştır. Peygamber (sa.) de şöyle buyuruyor: "Dünyada faydalanılan şeylerin en iyisi, saliha bir eştir. Kendisine baktığında onu sevindirir, gıyabında da mal ve namusunu korur". Cenabı Allah, ana olarak kadına yapılan ikramla ilgili olarak şöyle buyuruyor "Biz insana ana ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik; anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu" . Bununla ilgili olarak Hadiste de şu varid olmuştur: Bir gün birisi Peygamber (sa.)'e gelip dedi ki “Herkesten ziyade kim benim sohbetimi hak eder. Peygamber (sa.) “ Anan.” “Sonra kim?” “ Anan.” “Sonra kim?” “Anan.” “Sonra kim?” “Baban” dedi. Görüldüğü gibi Peygamber (sa.) babayı bir defa söylerken anayı üç defa söz konusu ediyor.
SORU: İslâm, kadına hangi aslî görevleri yüklüyor. Bunların fert ve toplum açısından önemini nasıl açıklayabilirsiniz?
CEVAP: İslâm, kadına aslî görevi ibadetten sonra, Allah'a kulluk yapacak, toplum ve cemiyete yararlı olacak insanları yetiştirmek ve insan neslini koruma görevlerini veriyor. İnsan yetiştirmekten daha şerefli bir görev de olamaz. Allah kadının fıtratını buna uygun olarak yaratmıştır. Yani çocuk doğurma işini kendisine yüklediği gibi insanı yetiştirme işini de kendisine yüklemiştir. Kadın, bunu yaparken hiçbir sıkıntısı da olmayacaktır. Çünkü Allah, elbise, yiyecek, içecek ve mesken gibi kadının muhtaç olduğu her şeyi kocasına yüklemiş ve istikbalini garanti altına almıştır. Kadın, ana okulu olan evin muallimesidir. Söz ve davranışlarıyla çocuğa iyi veya kötü ahlâk telkin eden annedir. İyi yetişen insan, anasıyla öğünmeli ve kendisine dua etmelidir. Hz. Ömer'in hilâfeti zamanında birisi, oğlunu şikayet etmek için kendisine gidip oğlunun taşkınlık ve isyanını anlatıyor. Bunun üzerine Hâlife, onu huzuruna çağırtıyor ve ifadesini almadan onu azarlıyor. Bu sebeple oğul “Ey mü'minlerin emiri! Babanın da evlada karşı hiçbir sorumluluğu yok mudur?” “Vardır.” “Nedir?” “Annesini seçecek, kendisine güzel bir isim verecek ve Kur'ân-ı Kerîm'i öğretecektir.” “Babam bunlardan hiç birisini yapmadı, çünkü anam bir mecusinin zenci bir cariyesi idi. Adımda Cuala (Böcek) anlamında ve Kur'an-ı Kerîm'den bana bir tek harf de öğretmedi.” Bunu duyan Hz. Ömer, babaya dönüp dedi ki: “Sen oğlunun taşkınlık ve isyanını bana şikayet ediyorsun, ama sen ondan önce kendisine isyan ettin. O, sana kötülük etmeden evvel, sen kendisine kötülük ettin”. Bundan da anlaşıldığı gibi, çocukları yetiştirmek hususunda ananın büyük rolü vardır. O, evin direği ve neslin yetişmesi için en faal unsurdur. Ama bütün bunların yanında kadın, başka görevlerde de bulunabilir.
SORU: İslâm'ın kadına tanıdığı haklar ve bunların sürekliliği her asrı ve ülkeyi kapsamına alıcı nitelikte midir? Bize birkaç örnekle açıklar mısınız?
CEVAP: Birkaç husus müstesna, İslâm'ın erkeğe tanıdığı bütün haklan kadına da tanımıştır. Mesela öğrenim, öğretim, görev alma, çalışma, ticaret yapma, miras, seçme ve seçilme hakları gibi hakları erkeğe verdiği gibi kadına da vermiştir. Ama bütün bunların şartlan vardır. Bu şartlar dahilinde bunları yapabilir. Mesela hacca gitmek, büyük bir ibadettir. Kadın-zengin olursa bu ibadeti yapmak zorundadır. Yalnız koca veya velisinin beraberinde olması gerekir. Bunlardan birisi olmazsa emniyet meselesi için hacca gitmesi haramdır. Ancak Şafiî mezhebine göre yol emniyeti olduğu takdirde birkaç kadının refakatiyle hacca bir defaya mahsus gidebilir. Bunun gibi görev alırken, ticaret yaparken ve çalışırken İslâm'ın kabul etmediği halvetin olmaması gerekir. Kadının yabancı bir erkekle başbaşa kalması veya veli ya da kocası olmadan uzak bir yere gitmesi caiz değildir. Çünkü kadının, emniyet ve şerefi çok önemlidir; görev, ticaret ve benzeri şeylerden çok üstündür. Görüldüğü gibi böyle şartların koşulması yine kadının maslahatı içindir. İslâm'ın verdiği bu haklar, her yer ve zamanda geçerlidir. Yalnız kadın, zayıf olduğundan her asırda mağdur edilmiştir. Bu zamanda da hürriyet ve sanat perdesi altında daha fazla mağdur edilip aldatılmış ve yuvasından çıkarılmıştır. Özellikle ahlâk dışı ticaret yapanların ve menfi basının sermayesi durumuna düşürülmüştür.
SORU: Evlenme ve boşanma gibi konularda İslâm, kadına ne gibi haklar tanıyor?
CEVAP: Evlenme ve boşanma konusunda İslâm'ın kadına verdiği hakların özeti şöyledir Bir kadın baliğe ve âkile olunca, Hanefî mezhebine göre evlenmek hususunda hürdür; evlenir, evlenmez, kendisi bilir. Evlenmek isterse de istediği kimse ile evlenebilir. Ancak kendisine denk olamayan serseri bir kimse ile evlenmeye kalkışırsa velisi, onun maslahatına binaen işine müdahale edip engel olabilir. Baliğe ve akile olmazsa, kendisini seven ve ona şefkat eden velisi, maslahatının gereği ne ise onu yapmak zorundadır. Yalnız İslâm dinine göre boşanma hakkı kadına değil, erkeğe verilmiştir. Bunun sebebi yuva kurup mesken tutan, ev ile evlilik masrafını yapan ve mihir yükünün altına giren kadın değil, erkektir. Bunun için erkeğin aklı varsa ve çok mecbur olmazsa kolay kolay boşama cihetine gidemez, kurduğu yuvayı dağıtamaz. Bununla beraber,, Hanefî mezhebinde kadın evleneceği kimseden endişe ediyorsa, akit esnasında boşanma yetkisini alabilir. Yani nikâhım kıyarken Boşanma yetkisinin bende de olması şartıyla seninle evlendim dese ve koca olacak kimse aynı minval üzere kabul ederse nikâh sahih olur ve boşanma yetkisi erkeğin elinde olduğu gibi kadının elinde de olur.
SORU: İslâm, kadının eğitim ve öğretimi konularında nasıl bir yaklaşım içindedir?
CEVAP: İslâm dini, öğretim ve öğrenim hakkını erkeğe verdiği gibi kadına da vermiştir. İlim öğrenmek ve öğretmek her müslümana farzdır. Peygamber (sa.) Şifa ismindeki sahabî bir kadına buyurdu ki: "Ey Şifa, sen Hafsa'ya okuma yazmayı öğrettiğin gibi rukyet ennemli de öğret." Demek Hz. Hafza ve Hz. Şifa okur ve yazar idiler. İslâm tarihinde Alaeddin el-Semerkandî'nin kızı ve meşhur Bedayıussanayi kitabının sahibinin zevcesi, fakiha olan Patıma ve hem hadisci ve tarihçi olan Fahrünnisa Şehde gibi nice alimeler yetişmiştir ve alime olan kadınların başında şüphesiz Hz. Aişe geliyor. Bunun için kadının ilim ve irfan ile bezenmesi neslin, özellikle hem cinsinin yetişmesine ve kurtulmasına vesile olacaktır.
SORU: Kadın, erkeğin çalıştığı her alanda, her işte çalışabilir mi, İslâm bu konuda bir sınır çiziyor mu?
CEVAP: İslâm'a göre kadın, devlet başkanlığı gibi bir çok nazik görevlerin dışında her alanda çalışabilir. İslâm dini bunun için sınır getirmemiştir. Yalnız İslâm'ın getirdiği bir takım prensip ve ahlâk kavramları vardır, bunları bilip göz önünde bulundurmak ve onun ışığı altında bu işi değerlendirmek gerekir. Zaman elverişli olmadığı için onlardan söz etmeyeceğiz. Ama İslâm'a göre devlet başkanlığı gibi çok nazik görevleri yüklenemez. Peygamber (sa.) bununla ilgili şöyle buyurur: “Başına bir kadını emir olarak tayin eden topluluk, felah bulamaz.” Bunun için fıkıh kitaplarımız, hilâfetin şartlarından biri olarak hâlifenin erkek olmasıdır diye kaydediyorlar.
SORU: Bir çok ülkede kadınlar, erkekler karşısında haklarını almanın mücadelesini veriyor. İslâm'ın tanıdığı haklar açısından böyle bir şeye ihtiyaç var mı?
CEVAP: İslâm dini, kadının hakkını belirtmiştir. Kendisine tanınmış olan hakları alabilmek için mücadele vermekte dini bir sakınca yoktur.

KADINLAR İLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER



* İmandan sonra, iyi bir kadından daha büyük bir nimet yoktur. 

Hz. Ömer (R.A.) 

* İyi bir adamın evinde fena bir kadın varsa, o adam Cehennem azabını çekiyor demektir. 

Hz. Ali (R.A.) 

* Yuvasını seven bir kadın için, tahammül edilmeyecek güçlük, katlanılmayacak fedâkarlık yoktur. 

Hz. Ali (R.A.) 

* Bir kadının terbiyesi; evlâdının terbiyesinden, dirâyeti de evlâdının kifâyetinden anlaşılır. 

Ahmet RÜFÂİ (K.S.) 

* Bir evin temeli çürük ise, yine bir müddet dayanır. Fakat içindeki kadın fenâ ise hemen yıkılır. 

Hz. Ali (R.A.) 

* Kadın olmasaydı dünyada hayatın neşesi olmazdı. 

MEVLÂNA Celaleddin-i RÛmî (K.S.) 

* Kadının güzel bir şekilde kendisini kocasının hizmetine vermesi, Allah yolunda cihad etmesi gibidir. 

Hz. Ali (R.A.) 

* İki dert vardır ki, bunların ilacını bilemiyorum: Biri idrar tıkanıklığı, diğeri huysuz kadın. 

İyas bin Muâviye (Rah.A.) 

* Kadınların en hayırlısı, zevcine muhabbet gösterendir. 

Hz. Ali (R.A.) 

* Kadınlarda vücut güzelliğinden ziyâde, huy güzelliği aranır. Her iki yönden güzel olan bir kadın tam kadındır. 

Ze Mahşeri (Rah.A.) 

* Kadınlarınızın en hayırlısı: İffetli, genç, şehvetli ve kocasına itaat edendir. 

Hz. Ali (R.A.) 

* Kadının sevgisi süreksiz ve geçicidir. Onun sinesine yaslandığın vakit sevilir ve okşanırsın; yanından ayrıldıktan sonra, kendisine bir yabancı, belki de bir düşman gibi görünürsün. 

Şeyh Nefzavî (K.S.) 

* Kadın, vücudun sol tarafından yaratılmıştır. Soldan meydana gelenlerden ise kimse doğruluk görmemiştir. 

Abdurrahman CÂMi (K.S.) 

* İnsanlık mektebinin ilk hocası kadındır. 

Bıçakçızâde İ. Hakkı 

* Kadınlar melektir, onları şeytan eden erkeklerdir. 

İsmail Hakkı İZMİRLİ 

* Kadına hakiki hayatı, erkeğin terbiyesi kazandırır. 

Bıçakçızâde İ. Hakkı 

* Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlığın anasıdır. 

Ali Fuad BAŞGİL 

* Dayağı hak ettikleri halde, karılarını dövmeyenler ya deve kadar hamüldürler ( tahammüllü ), yahut fare kadar korkaktırlar. 

Selahattin ENİS 

* Kadını iki şey kadınlıktan çıkarır; Çenesi ve inadı. 

Ali TAYYAR 

* Kadının Kur'anla sabit olan örtüsünü inkar küfürdür. Kadının örtünmemesi günah ve haramdır. 

A. Şeref GÜZELYAZICI 

* Kadınla ruhî ve asâbi hâlât, erkekten fazladır. 

Ali TAYYAR 

* Her iyi kadın, erkek için mukaddes bir kalkandır. 

Halide Edip ADIVAR 

* Kadının üç mühim vazifesi vardır: Âileyi tanzim, Nesli temin, Evlâdı talim. 

Ali TAYYAR 

* Kadının kocasının akrabasını, kendi hısımlarından üstün tutması, kadının mühim vazifelerindendir. 

A.Şeref GÜZELYAZICI 

* Kadının irâdesi az, düşüncesi kısa, sebâtı zayıftır. 

Ali TAYYAR 

* Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira; Kadın deniz gibidir: Hiç inanmak olmaz ha !.. 

Tevfik FİKRET 

* Bugün işle sermaye çarpışıyor. Yarın da sıra kadınla erkeğe gelirse ne yapacağız. 

M. Şekip TUNÇ 

* Kadın sefil olursa, elbet alçalır beşer. 

Tevfik FİKRET 

* Kitap unutlamağa razıdır, fakat kadın râzı olmaz. 

A. Hamdi TANPINAR 

* İdâre işlerinde kadınlar erkeğin yerini tutar, ama iğne süngünün yerini ne kadar tutabilirse. 

Cenab ŞEHABEDDİN 

* Kadın en çok aldanan ve aldatılan bir mahluktur. 

Refik Halit KARAY 

* Her kadının bir erkeğe ihtiyacı vardır, hastaya ilaç nasıl lâzımsa. 

Cenab ŞEHABEDDİN 

* Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül olur, tutmasını bilmezsen diken. 

Ali TÜRKMEN 

* en kıymetli kadın, eşinin bütün diğer kadınlardan müstağni kılandır. 

Cenab ŞEHABEDDİN 

* Nikahsız kadın, kordonsuz saat; yularsız hayvan gibidir. 

Ahmet Hamdi TANPINAR 

* Eski hanımların yüzleri kapalı idi ama gönülleri ferah idi. 

Burhan FELEK 

* Kadın olsun, kitap olsun, cildine aldanma; münderacâtına bak. 

Cenab ŞEHABEDDİN 

* Kadının güzel ve çirkini yoktur. Erkeğin gözüne güzel veya çirkin görüneni vardır. 

Sadun Galip SAVCI 

* Kadınlar dört türlüdür: Birisi solduran soptur, birisi dolduran toptur, birisi evin dayağıdır, birisi ne kadar dersen bayağıdır. 

DEDE KORKUT 

* Kadın bir eğlence âleti değil, milletlerin namus ve haysiyet dairesini muhafaza eden milli bir karakter timsâlidir. 

Tahsin YAPRAK 

* Kadın aile yapısında, bu muhteşem binânın temel taşıdır. 

Kemal CENGİZ 

* Kadın, kötü huylu olursa şeytan; güzel huylu olursa melektir. 

İskender'ul-Âzâr 

* Kadın şefkat perisidir. Erkek kesesinden verir, kadın ona kalbini de katar. Bir fakire, kadın eliyle verilen para, o paranın erkek eliyle verilen on mislinden daha çok teselli verir. 

Mme de STAEL 

* Kadın hiç bir zaman müstakil kalmamalıdır. Kız iken babasının,evlenmedikten sonra kocasının, dul kaldığı zaman oğullarının idâresi altında bulunmalıdır. 

La HEFOUCCAULD 

* Güzel ve oynak bir kadın, güzel bir güle benzer. Fırsat bulanlar onun birer yaprağının koparırlar. Sâhibine dikenlerinden başka bir şey kalmaz. 

PUNCH 

* Kadın, satın alınan ve hoşa gitmediği halde satılan bir metâ değildir. O bir bağdır, erkeğin boynuna geçirildikten sonra düğümlenir, kalır. O bağ ancak ölüm kuvvetiyle çözülür. 

Miguel de CERVANTES 

* Kadın her şeyden evvel âile hayatı için yaratılmıştır. Onun en büyük rolü yuvasında kendisine bağlı olanları eğitmektir. 

DESTOUCHES 

* Kadının câzibe ve letâfeti, tabiatın sırrı ve sâhir bir kuvvettir, onun müşfik bakışları, tatlı gülümseyişleri, hoş sözleri ruhlarımızın yaralarını kapatır. 

JULIEN 

* Kadınlar, açlığa, susuzluğa, yokluğa, sıkıntıya ve her türlü zorluğa dayanırlar. Yalnız sevgilerinden gördükleri hâinliği unutamazlar. 

Ernest LEGOVE 

* Bir kadının edep ölçüsü, giyiniş ve davranışlardaki ölçü ile belli olur. Bu ölçüden yoksun kadınlar, insanlık dışı sayılmalıdırlar. 

MACAULAU 

* Nehir seviyesinden aşağı kalan bir tarladan, fingirdemeğe hazır bir zevceden, içinde yılanlar dolaşan bir evden, kimse memnun olmaz. 

Pança TANTRA 

* Kadınlar, erkeklere eşit olmak için uğraşırlar, bunu sağladılar mı, ondan sonra üstünlük taslarlar. 

M. Porcius CATO 

* Kadınların dâima kendileriyle meşgul olunmasına ihtiyaçları vardır. 

Giovannı BOCCACIO 

* Eğer bir kadına < güzelsin > denirse onu, şeytan ona, günde on defa tekrarlar. 

QUITARD 

* Kedilerle kadınlar ne kadar sevilip okşansalar yine tırmaklamaktan geri kalmazlar. 

CHARLE 

* Kadınlar için, kocalarını idâre edecek, en nâfiz kuvvet, hilmiyyet ve mülâyemettir. 

JUBER 

* Kadınların gözleri keskin, zekâları uyanık, düşünceleri vesveseli olur. 

Guy de MAUPASSANT

Kuran'da Geçen Kadın İle İlgili Ayetler



Kadınlar Hakkında Ayetler
Al-i İmran
(14) kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.

Al-i İmran
(42) Hani melekler, "Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı."

Al-i İmran
(61) Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden 
dua edelim de, Allah'ın lanetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım."

Al-i İmran
(195) Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan 
cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır."


Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

(BAKARA SURESİ / 35)

Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

(BAKARA SURESİ / 49)

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.

(BAKARA SURESİ / 187)

Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı 
farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının.

(BAKARA SURESİ / 197)

Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."

(BAKARA SURESİ / 222)

Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver.

(BAKARA SURESİ / 223)

Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

(BAKARA SURESİ / 226)

(Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.

(BAKARA SURESİ / 227)

Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.

(BAKARA SURESİ / 228)

Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.

(BAKARA SURESİ / 229)

Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar.

(BAKARA SURESİ / 230)

Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah her şeyi bilendir.

(BAKARA SURESİ / 231)

Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah'a ve ahiret gününe 
iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de siz bilmezsiniz.

(BAKARA SURESİ / 232)

Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.

(BAKARA SURESİ / 233)

İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır.

(BAKARA SURESİ / 234)

(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır.

(BAKARA SURESİ / 235)

Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır.

(BAKARA SURESİ / 236)

Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.

(BAKARA SURESİ / 237)

İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.

(BAKARA SURESİ / 240)

(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır.


(BAKARA SURESİ / 241)

Maide
(5) Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkar ederse bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır.

Maide
(6) Ey iman edenler! 
Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

Maide
(38) Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Maide
(75) Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.

Araf
(141) Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.

Araf
(127) Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?" Firavun, "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?" dedi.

Araf
(81) "Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz."

Yusuf
(23) Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek "Haydi gelsene!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi.

Yusuf
(24) Andolsun kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.

Yusuf
(25) İkisi de kapıya koştular. kadın Yûsuf'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. kadın dedi ki: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır."

Yusuf
(26) Yûsuf, "O benden arzusunu elde etmek istedi" dedi. kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, O (Yûsuf) yalancılardandır."

Yusuf
(27) "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise, doğru söyleyenlerdendir."

Yusuf
(28) kadının kocası Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce dedi ki: "Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür."

Yusuf
(29) "Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin."

Yusuf
(30) Şehirde bir takım kadınlar, "Aziz'in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.

Tevbe
(67) Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.

Tevbe
(68) Allah erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kafirlere, içinde ebedî kalmak üzere 
cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.

Tevbe
(71) Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Tevbe
(72) Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, ebedi olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah'ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.


Nisa
(1) Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.

Nisa
(3) Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

Nisa
(4) kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.

Nisa
(7) Ana, baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Allah, bırakılanın azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir.

Nisa
(12) Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Nisa
(15) kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).7

Nisa
(19) Ey iman edenler! kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.

Nisa
(22) Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu ne kötü bir yoldur.

Nisa
(24) (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa
(25) Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Nisa
(32) Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Nisa
(33) (Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin.Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

Nisa
(34) Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Nisa
(35) Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.

Nisa
(75) Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, "Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zâlim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?

Nisa
(98) Ancak gerçekten zayıf ve güçsüz olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.

Nisa
(124) Mü'min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

Nisa
(127) kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor." Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere adil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir.

Nisa
(128) Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Nisa
(129) Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.


KADINLAR İLE İLGİLİ HADİSLER


(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]




(Bir mümin, kötü huylu diye hanımına kızmasın! İyi huyu da olur.) [Müslim]




(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]




(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hazret-i Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hazret-i Asiye gibi sevaba kavuşur.) [İ.Gazali]




(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]




(En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi]




(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai]




(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]




(Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]




(Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin]




(Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir]




Kız çocukları hakkında ise;




Peygamber efendimiz, (Kız çocuklarını hor görmeyin) buyurdu. Hor görmek dini bilmemekten ileri gelir. Dinimizde, kadının ve kız çocuklarının fazileti büyüktür.




Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:


 (Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim]




(Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.) [Taberani]




(İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace]


 
KADINLAR İLE İLGİLİ HADİSLER


(İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizi]




(Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.) [Harâiti]




(Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına verin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayan gibi çok sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayana Cehennem haramdır.) [İbni Adiy]




(Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.) [Ebu Davud]




(Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.)

Popüler Yazılar

Sitemap: https://www.xml-sitemaps.com/download/pratikle.5519372/sitemap.xml?view=1
Blogger tarafından desteklenmektedir.