cinsel hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Zina, mecnun olmayan, küçük yaşta bulunmayan, büluğ çağına ulaşmış mükellef  bir kimsenin, nikah ilişiği olmaksızın bir kadının ön tarafından cinsi münasebette bulunması olup insan aklının, ahlak ve hukuk düzenlerinin, diğer semavi dinlerin yanlış, ayıp ve kötü gördüğü bir fiil olup İslam dininde de kesin olarak yasaklanmış, işlenmesi büyük günahlar arasında sayılmıştır.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Zinaya yaklaşmayın.  Zira o, bir  hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur".
(İsra Suresi : 32)

Allah Resulü buyuruyor:

  • "Bir kişi zina ettiği zaman ondan iman çıkar, sanki bir gölge gibi başının üstünde durur. Zinadan ayrıldığı zaman ona geri döner."
  • "Zina üzerinde devamlı israr eden kimse, puta tapan kişi gibidir."
  • "Muhakkak ki yedi  kat gökler ve yedi kat yerler zina eden yaşlıya lanet ederler. Şüphesiz zina edenlerin avret yerlerinin çirkin kokusu, cehennem halkını bile rahatsız eder."

Zina, nesebin karışmasına, ailenin dağılmasına, hısımlık, komşuluk, arkadaşlık gibi bağların çözülüp toplumun manevi ve ahlaki değerlerinin temelden sarsılmasına yol açan ve insani bedeni zevklerinin esiri yapıp aşağılayan çirkin bir davranıştır. Kur'an'da zina eden erkek ve kadına bedeni  ceza da uygulanması emredilmiştir. (Nur Suresi)

Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin  kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına mesela; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek v.b. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez. Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiilde kendileri bakımından haddi gerektirmez.

Zina cezasının uygulanabilmesi için:

-Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir.
-Akıllı olması gerekir
-Zinanın istekle yapılması gerekir.
-Zinanın insanla yapılması gerekir.
-Zina edilen kadının ergin veya kendisine cinsel istek duyulan bir yaşta, ergin olması gerekir.
-Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir.
-Zinanın darul islam'da olması gerekir
-Kadının diri olması. Ölü olan kadınla cinsel temasta had gerekmez.
-Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki, yani livata için yalnız azar gerektirir.

Zina, şahitlerle sabit olduğu gibi, ikrarlada sabit olur. Bir erkeğin veya bir kadının zina etmiş olduğuna, dört erkeğin, hakim huzurunda bir oturuşta  şahitlik etmesi gerekir. Şahit olmama durumunda, akıl ve baliğ olan bir kimsenin  bizzat zina ettiğini ayrı ayrı dört oturumda dört defa ikrar etmesi ilede sabit olur. Cezası kesildikten sonra, hatta ceza tatbiki esnasında kabul ettiği zinadan vazgeçerse, ceza tatbik edilmez salınır.

Evli veya bekar olmasına göre farklı cezalar uygulanır. Cezanın yerine getirilmesi bakımından kadın ve erkek arasında bir fark yoktur.

Mahremle Yapılan Zina

Kendileriyle ebediyen evlenilmeyecek olan ana, kızkardeş, kayın valide ve süt teyze gibi mahremlerle yapılan zina, sorumluluğu ve azabı en ağır olan zinadır.

 Allah'ın Resulü buyuruyor:

"Mahremi ile zina edeni öldürünüz..."
"Mahremi ile zina eden kişi Cennet'e giremez."

Allah'ın Resulü'nün açıklamasına göre mahremlerle zina, ferd ve toplum olarak İslam şahsiyetinden bütünüyle soyutlanmanın göstergesidir. Bu azim zina nevinin İslam ümmeti içinde de yaşanacak bir bela olacağını Allah'ın Resülü şöylece bildirmişdir.

"Bir çift ayakkabının bir tekinin diğer tekine eşitliği gibi, İsrailoğullarını kuşatan iman ve ahlak za'fının tıpa tıp benzeri, bana inananlarıda kuşatacaktır. Öylesine kuşatacaktır ki; onlardan bir fert açıktan anasıyla zina yapacak olsa, ümmetimden bu işi yapacak bir kişi ortaya çıkacaktır."

Zina kaç kısımdır?

Zina başlıca iki kısma ayrılır: Uzuvların zinası ve tenasül uzvunun zinası. Uzuvların zinası, ırzın zinasına yol açan hareketlerdir ki, şöyle sıralayabiliriz:

a) El zinası: Yabancı bir kadının eline veya teninin herhangi bir tarafına eliile dokunmak;

b) Dil zinası: Dinleyenlerin şehvehani hislerini tahrik edecek mahiyetteki kelamları konuşmak;

c) Göz zinası: Yabancı kadınlara bakmak;

d) Ayak zinası: Önceki maddelerde geçen işlerin yapıldığı yerlere gitmek;

e) Kalbin zinası: Zina ile ilgili kimseleri ve buna dair işleri tahayyül ve tasavvurda bulunmak.

Zinanın ırz ile işleneni, elbette uzuvların zinasından ağırdır. Gerek dünyada gerekse ahirete büyük cezaları vardır.

Göz Zinası

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"(Ey Resûlüm), Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boğaz, gerdan, baş, kol, bacak ve kol gibi yerlerini) göstermesinler. Ancak bunlardan görülmesi zaruri olan (yüz, el ve ayaklar) müstesnadır. Baş örtülerini  yakalarının üstüne koysunlar..."
(Nur Suresi : 31)

Yukarıdaki  ayetler erkek olsun kadın olsun bütün müslümanlara  zinanın haram kılındığını bildirmektedir. Ayrıca, yine hem erkek hem kadınlara, kendilerini zinaya götürecek davranışlardan  sakınmaları emredilmektedir. Yine bu ayetlerden insanı zinaya sürükleyen en önemli şeyin şehvetle namahreme bakmak olduğu öğrenilmektedir. Bu nedenle Allah Teâla, erkek kadın bütün müminlere gözlerini haramdan sakınmalarını, yani  namahreme bakmamalarını emir ve tavsiye buyurmuştur.

Bakış zinanın başlangıcıdır. Bunun için gözü korumak mühimdir, "Bakıştan ne olur" diyerek bu konuda aldırmazlık gösterenler sonunda büyük felaketlerle karşılaşırlar. Kasdi olmayan ilk bakıştan, kişi sorumlu tutulmamıştır. Fakat tekrar tekrar bakmak yasaklanmıştır.

Bu konuda Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: "Birinci  bakış, sana ama ikincisi aleyhinedir."

Yabancı erkek ve kadınların birbirine göz kırpmaları, kadının  gözlerini  süzmesi, gözlerin zinasıdır.

Şurası unutulmamalıdır ki; şehvetle bakışın "zina" olarak ifadesi hakiki manada cinsi temasla meydana  gelen zina olmayıp, belki zinaya götüren en önemli sebeplerden  biri olduğunun anlatılması sebebine bağlıdır. Bunun için  "göz ve dil zinası" olarak bildirilen durumların "hakiki zina" ile bir tutulması mümkün değildir.


Kaynaklar

1) İlmihal İslam ve Toplum, TDV
2) İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz (İstanbul Eski Müftüsü)
3) Şamil İslam Ansiklopedisi
4) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan
5) İslam'a Göre  Cinsel Hayat, Ali Rıza Demircan, Eymen Yayınları, 43. Baskı, 2002
6) İslamda Kadın ve Aile, Mehmet Emre

Cenab-ı Hak Âdem'e cennette büyük bir hürriyet vermekle beraber, ona yine bir sınır tayin etmiş ve ona yaklaştıkları takdirde zalimler zümresine gireceklerini de bildirmiştir. Bu, şunu ortaya çıkarır ki, insanlıkla ilgili hilafet mutlak değildir. Ve bunun özel bir sınırı vardır ki, tecavüzü zulümdür.

O sınırı tayin eden ağaç ne idi?

Doğrusu bunu Allah Teâlâ Kur'ân'da bize ismiyle bildirmemiştir ve ancak bunun cennette belli ağaç olduğunu, Âdem'in kurtuluş ve saadetinin bozulmasına sebep olmak özelliği  bulunduğunu anlatmıştır. Demek, fazlasını bilmemizde Allah katında bir fayda yoktur ve şimdilik mümkün değildir ve kritikçi tefsircilerin seçeneği budur. Bununla beraber;

  • Buğday veya üzüm veya incir olduğu hakkında bazı rivayetler de vardır.

  • Tevrat ehli,  buğday demişler.

  • Vehb b. Yemâmî': "Fakat öyle bir cennet buğdayı ki, tanesi sığır yüreği gibi, kaymaktan lezzetli, baldan tatlı"

  • İbnü Abbas : "Dünyada evladına rızık kılınan başaktır." tabiri dahi naklediliyor.

  • İbnü Mesut'dan asma, üzüm ağacı

  • Bazılarından incir tabiri vârid olmuştur.

  • Bu meyanda şu tabir de vardır: "Bu öyle bir ağaçtır ki, melekler ölümsüzlüğe ermek için bununla kaşınırlar."

  • Bunların bir temsilî mânâyı ifade ettikleri de açıktır.

  • Hıristiyanlardan rivayet edilen telakkiye göre, bunun kadınla erkek arasındaki cinsî yaklaşmadan kinaye olduğudur. Hıristiyanlıktaki ruhbaniyet (yani evlenmemek), evlenmemeyi ibadet ve sevap itikat etmek önermesinin bu telakkî ile ilgili bulunduğu da sanılır. Fakat Kur'ân'ın metni buna müsait (uygun) görünmüyor. O zaman mânâsız kalır. "birbirinize yaklaşmayınız" demek, hem yeterli ve hem açık olurdu. Bu şekilde Âdem'in ilk evlenmesi gayr-i meşru (dine uymayan) olması gerekiyor.

Şüphesiz bizce daha uygun olan bu konuda durmakdır. Biz o ağacı tayin edemeyiz. Ancak şu kadar düşünebiliriz ki, ondan yemek, vekilliği unutmak ve asalet davasına kalkışmak duygusunu verir. Bu da insanın aslî yaratılışından değil, şeytanın telkininden başlar. Bu buğday ise, delice buğdaydır. Bir üzüm ise, şarap üzümüdür. Bir incir ise, kurtlu incirdir. Ve her halde bir hamri (sarhoş ediciliği) vardır. Ve o hamr aklı alır ve Allah'ı unutturur. Cennete bu, yenilmek için değil, sınırlama ve kulluk için konulmuştur. Bununla beraber biz: "Dünya sevgisi, her hatanın başıdır" hadis-i şerifinde bu yasak ağacı tayin eden bir delalet buluyoruz. Demek Âdem o zaman dünya sınırına yaklaşmamak emri almış ve Âdem bundan, yaratılışının gereği olarak yememiştir.

Elmalı Tefsiri, Bakara Suresi, 35

Ba'zı âdâb kitaplarında, cinsel ilişki  vakitleriyle ilgili zamanlardan ve bu vakitlerin doğacak çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir. Bunlar dinî bakımdan uyulması gereken bağlayıcı hükümlerden değildir. Fakat bahsedilen vakitlerin gözetilmesi zararlı olmaz, faydalı olur.

Tavsiye edilen vakitler:

Pazartesi, salı, perşembe, cuma geceleri ve gündüz öğleden önce.

Tavsiye edilmeyen vakitler:

  • Hafta içinde pazar gecesi ve çarşamba gecesidir.
  • Kameri aylarının birinci, onbeşinci ve sonuncu geceleri.
  • Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri
  • Berât gecesi;
  • Yola çıkılacak gece;
  • Gündüz öğleden sonra.

Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadında şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz.

Münâsib görülmeyen hâller

  • Zevcenin rızâsı yoksa.
  • Abdesti sıkışıksa.
  • Fazla tok, hasta ve yorgun ise.
  • Çok soğuk ve çok sıcaksa.

Diğer Edepler

  • Kendini haramdan korumayı, halâl ile yetinmeye niyet etmeli, cima ederken şeytandan Allahü teâlâya sığınıp, (Bismillâhi Allahümme cennibnâ-ş-şeytâne ve cennibi-ş-şeytâne mâ razaktenâ) demelidir. Bu durumda gebe kalırsa, şeytan ona zarar vermez.

Resûlullah efendimiz buyuruyor:

  • Cima' da Besmele söyle. Cünüplükten temizleninceye kadar sana sevap yazılır. Bu cimada çocuğun olursa sana, bu çocuğun nefesleri sayısınca ve onun neslinin nefesleri sayısınca sevâb yazılır.
  • Erkek hanımı ile cima' ederken, horoz gibi, atlayıp inmesin. Kendisi rahatladığı gibi, hanımı da rahatlayıncaya kadar, karnı üzerinde kalsın, kadın rahatlamadan, sen rahatlarsan, o günün kalan kısmı, kadın için uyuşuk ve tembellikle geçer.
  • Hanımına, arkadan yaklaşan mel'undur.
  • Başka bir kadın şehvetiyle ehline yaklaşma!

Erzurumlu İbrahim hakkı hazretleri buyuruyor ki:

Euzü besmele çekerek yatağa girmeli ve yatarken okunacak duaları okumalı.

  • Cima, eşinin rızası ile olursa çocuk akıllı, gönülsüz olursa ahmak olur.
  • Pazar ve çarşamba gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, kavgacı olur.
  • Gündüz öğleden sonra yapılan cimadan çocuk olursa, şaşı olur.
  • Ramazan bayramı gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, ana babasına asi olur.
  • Kurban bayramı gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, altı ve ya dört parmaklı olur.
  • Ayakta yapılan cimadan çocuk olursa, yatağına işer.
  • Baldızını düşünerek yapılan cimadan çocuk olursa, hünsa olur. [Erkekle kadın arası bir şey]
  • Cima esnasında konuşursa, çocuk dilsiz, öperse sağır olur.
  • Kadının fercine bakarsa, çocuk kör olur.
  • Berat gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, kötü huylu olur.
  • Taharetsizken yapılan cimadan çocuk olursa, cimri olur.
  • Sefere çıkacağı gece yapılan cimadan çocuk olursa, savurgan olur.
  • Orgazma ererken, her ikisinin düşüncesinde ne şekil varsa, çocuk ona yakın olur.
Kaynak: Huzura Doğru

Bir erkeğin spermi tıbben koruma altına alınarak bu erkeğin ölümünden sonra karısına nakledilse, bu bebek, doğacak çocuğun babası sayılır mı?

İslâm’da evli eşlerden doğan çocuğun nesebi şu şekilde belirlenir. Doğuran kadın çocuğun annesidir. Bu anne ile evli bulunan koca da baba sayılır. Ancak bunun için çocuk fiilen evlilikten en az altı ay geçtikten sonra dünyaya gelmiş bulunmalıdır.( bk. el-Ahkâf, 46/15; Lukmân, 31/14; el-Bakara, 2/233) Kocanın ölümü veya boşanma durumunda ise Hz. Âişe’ye göre en geç iki yıl, çoğunluk müctehitlere göre ise dört yıl içinde doğan çocuğun nesebi babaya bağlanır. En uzun süreler tecrübeye dayanır.

Bu duruma göre kocadan alınan spermin, nikâhlı karısına evlilik süresi içinde veya ric’i boşanma durumunda iddet süresi sonuna kadar kocanın rızası ile nakledilmesinde bir sakınca olmaması gerekir. Çünkü kocadan alınan spermin iki saat sonra nakledilmesi ile iki yıl sonra nakledilmesi arasında hüküm bakımından bir fark olmamalıdır.

Kocanın ölümünden veya kesin  boşanmadan sonra nakledilmesine gelince, bazı fakihlere göre sperm başlangıçta nikâhlı kocadan alındığına göre bu saygın ise de, ölüm veya kesin boşanmadan sonra bu saygınlık sona erer. Bu yüzden spermin sahibi erkekle, ondan meydana gelecek olan çocuk arasındaki bağlantı kopmuş olur. Çocuğun nesebi bu erkeğe bağlanamaz ve ona mirasçı da olamaz. Ancak eş-Şirbinî’ye göre bu sperm, başlangıçta zina ürünü olmadığına göre, ondan oluşan çocuk da, onun sahibine aittir. Bu yüzden de çocuk bu erkeğe mirasçı olur. (eş-Şirbinî, a.g.e., III, 384; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, İstanbul 1990, II, 155)

Sonuç olarak evlilik sırasında kocadan alınan sperm hücresi tıp bakımından koruma altına alınabildiği takdirde evlilik süresince ve ric’î boşama durumunda kocanın rızası ile iddet sonuna kadar kadına nakledilir ve gebelik oluşursa doğacak çocuğun nesebinin babaya bağlanması ve ona mirasçı olması mümkündür. Sperm hücresinin belirtilen evlilik süresi dışında kadına nakledilmesinde ise zina anlamı söz konusu olur. Çünkü eşler birbirine yabancı durumundadır.

Altınoluk Dergisi
13 Mayıs 2008

Yeni nesilleri bozmak adına ortaya atılmış projeler bunlar. Olayın dini, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik boyutu tamamen bizim aleyhimize gelişmektedir. Toplumumuzun ahlaki çöküntüye uğratılması sürecinin yeni basamağı bu bankalardır. İşte biz bu yüzden önce ahlak diyoruz.

Sperm bankası

Öz kardeşi ile evlenmenin hiçbir açıdan mümkün olmadığını düşünen bir insanın, sperm bankasından alınan spermin sahibi kişinin, yani babasının çocukları yani kardeşi ile evlenebilme ihtimali olması ve bu ihtimal dahilindeki kişilerin kim olduğunu bilmemesi, kişiyi tedirgin edecektir.

Ensest ilişki riski

Bu ihtimal elbette ki olayın ilk bölümü. Ya bu kişi kardeşi ile evlendiyse ve bu gerçeği yıllar sonra öğrenirse ne olacak? Kardeşi ile, evlenmesi yasak olan kişi ile evlenmiş olmak, bir insanın psikolojisini alt üst edecektir. Kardeşi ile aynı evi, yatağı paylaşmak ensest ilişkinin oluşturacağı psikolojik çöküntülerle aynıdır. Ensest ilişkilerde kişi farklı kişilikler dahi geliştirebilmektedir durumun vahametini atabilmek için. Bu da kişilik bozukluklarına işaret etmektedir.

Genetik ve fiziksel boyut

Kardeşliğin fiziksel boyutunda ise gelen genetik özellikler çocuğa geçmektedir. Genetik özelliklerin yanı sıra mizaci özelliklerin de geçmesi söz konusu.

Bu şekilde sperm sahibi babanın genlerinden geçebilecek olan her türlü rahatsızlık aynı şekilde çocuğa da geçecektir. Bir danışanda genetik yatkınlıklara bakarız. Sperm sahibi babanın genetik özelliklerini bilme ihtimalimiz de bulunmamaktadır. Süt kardeşliğinin fiziksel boyutunda ise alınan süt ile süt annesinden gelen genetik özellikler çocuğa geçmektedir. Genetik özelliklerin yanı sıra mizaci özelliklerin de geçmesi söz konusu.

Sevgi ihtiyacı

Diğer bir boyutu ise nikahsız bir birliktelikten doğan bir çocuğun toplum nazarındaki durumudur. Bu kişi babasının kim olduğunu nasıl izah edecektir, kendisi bile bilmezken... Diyelim ki biliyor, bu şekilde sevgi, saygı olmadan bir yapay birleşme sonucu dünyaya gelmiş olmak, kişide sevgi noksanlığı oluşturacaktır. Sevgiye muhtaç olan, baba sevgisini ve resmi baba kavramını tatmayan kişi psikolojik rahatsızlıklara yatkın olacaktır.

Süt bankası

Süt kardeşliğinin dini boyutuna inanan bir insanın, süt kardeşi ile evlenebilme ihtimali olması ve bu ihtimal dahilindeki kişilerin kim olduğunu bilmemesi, kişiyi tedirgin edecektir.

Kişinin, süt bankasından kaynaklanan sıkıntılar arasında sperm bankasındaki bütün sıkıntıları yaşama ihtimali vardır.

Sos. Psk. Efser Selamet
Milli Gazete, 21.07.2005


Sevişmek
Cinsi münasebetin tatmine erdirici olabilmesi için ilişkiden önce sevişilmesi şarttır.

Kadının sürekli tatminsizliği kadın cinselliğine karşı bir zulümdür. Kullarına tatmin olunma ihtiyacı duyulacak bir cinsellik ihsan eden Yüce Allah, elbetteki bu zülme razı olmaz. Cenab-ı Hak buyuruyor: "... Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın). (Bakara Suresi /223)

Resulullah buyuruyor:

Üç şey cefadandır; .... kocanın yönlenderdiği nükteler ve öpüşmeler olmaksızın, eşler arasında cinsel ilişki olması. Sizden hiçbiriniz eşiyle hayvanlar gibi (sevişmeksizin) birleşmesin.

Üç tür uygulama, kişinin acizliğindendir. ... kişinin fısıldaşmaksızın, sarmaş-dolap olup eğlenmeksizin eşi ile cinsel münasebette bulunması; eşi orgazm olmadan boşalıp işini bitirmesidir.

Erkekler için olduğu kadar, kadınlar için de sevişme bir sünnet görevidir.

Resulullah buyuruyor:

Senin onunla, onun da seninle sevişeceği, senin onu, onun da seni öpüp-ısıracağı bir bakire ile evlenseydin ya!

Kıyâmet Günü Allah katında insanların en şerlilerinden biri de, kendisi karısıyla karısı da kendisiyle sevişip ilişkide bulunduktan sonra, karısının sırrını açığa vuran adamdır.

Sevişmek; kadının hem hakkı, arzulayan kocası için hem de görevidir.  Kadınlığın gereklerini üstlenen bir kadın olmak yüceliktir.  Mümin kadınların kocalarına aşık, işveli ve onları kadınlıklarına bağlayan kadın olmaları Rabbimizin arzusudur. Hiç şüphe yok ki Kur'an-ı Kerim'de Cennet kadınlarının vasfedilmesinin bir gayesi de Müslüman kadınları, onların vasıflarıyla vasıflanmaya yöneltmektir.

Cinsi münasebetten önce fısıldaşma; öpme, dil ve dudakları emme v.s. müekked sünnettir. Aksine davranış mekruhdur.

Sevişmede bir sınır varmıdır?

  • Koca ile karısı arasında adet ve lohusalık hallerinde cinsi münasebette bulunma ile arka uzuvdan ilişki ve mazohizm-sadizm dışında hiç bir kesin yasak yoktur.
  • Bu sebeple bu haramların dışında ayıp-günah olacak hiçbir cinsel davranış tasavvur edilemez.
  • Üreme organından olmak şartıyla, eşler diledikleri gibi birleşebilirler. bu onların seçimine bağlıdır. Ancak Allah'ın Resûlü'nün sözlü sünnetine uyumluluğu dolayısıyla klasik şekil denilen kadının sırt üstü yatma şeklinin temel tercih olarak benimsenmesi uygundur.

Oral Seks
Oral ilişkinin olabileceği ya da olamayacağı konusunda Kurân-ı Kerim'de ve sünnette açık bir delil yoktur.

Buradan hareketle bazı fıkıhçılar ve tefsirciler; madem ki karı kocanın her yerleri birbirlerine helaldir ve madem ki, eşyada aslolan mubah/helal olmaklıktır, çünkü her şey insan için yaratılmıştır, öyleyse karı kocanın oral ilişkileri de helal olmalıdır, diye bir sonuç çıkarmışlardır.

Bunu çeşitli tefsir ve fıkıh kitaplarında bulmak mümkündür. Bunun yanlış olduğunu söyleyecek değiliz, ancak bunun hem dinen hem tıbben bir takım çekincelerinini olduğunu da bilmeliyiz.

Öncelikle böyle bir davranış onurlu ve kişilikli olmaya aykırı bir davranıştır, tiksindiricidir. İkinci olarak, cinsel organlardan sürekli olarak bir takım maddeler çıkmaktadır ve bunlar pis olan akıntılardır. Böyle bir durumda kişi, Hz. Peygamber'in (sa):  "Ağızlarınızı tertemiz yapın çünkü onlar Kuran yoludur' diye nitelendirdiği ağzına pis maddeler almış olacaktır. Üçüncü olarak, İslam'ın insan sağlığına ne kadar değer verdiğini herkes bilmektedir. Oysa bu yolla insan bir sürü mikrobu ağzına almış ve kendisini tehlikeye atmış olacaktır. (Prof.Dr.Faruk Beşer)

Ağız da cinsel temas için değil, başka işler için var edilmiştir; oradan cinsel temas yaratılış amacına da, fıtrata da ters düşer, fıtratları bozulmamış olanlar bundan nefret ederler. (Prof.Dr.Hayrettin Karaman) Tabi bir sevişme tarzı olmadığı için, oral ilişkinin bir süre sonra nefretimsi duygulara sebep olabileceği ve dolaylı olarak cinsel mutluluğu olumsuz yönde etkileyebileceği gerçeğini de hatırlatarak, kaçınılmasını öğütleriz.

Oral Seks ve Ağız Kanseri

Oral seks, ağız tümörlerine yol açabiliyor. Son yapılan bir araştırmaya göre insan papilom (meme başı gibi çıkıntılar yapan selim tümörler) virüsü ağız kanserine yol açabiliyor. Bilim adamları uzun süredir papilom virüsünün ağız kanserine neden olduğundan kuşkulanıyordu. İyi haber bu riskin çok küçük olması. Ağız tümörü her yıl 10.000 kişiden birinde görülüyor. Ve bu vakaların pek çoğu sigara ve içkiye bağlı olarak ortaya çıkıyor. İnsan papilom virüsü (HPV) cinsel yolla geçen virüslerin en yaygını. Bu virüsün servikal kansere (rahim boynu kanseri) yol açtığı biliniyor. Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anal kanserlerine de neden olabileceğine işaret ediyor.

Fransa, Lyon'daki Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu'nda çalışan bilim adamları ağız kanserine yakalanmış l670 deneği, l732 sağlıklı denekle karşılaştırdı. Hastalar Avrupa, Kanada, Avustralya, Küba ve Sudan'da yaşıyordu. Servikal kanserlerde görülen HPV-l6 olarak bilinen virüs, ağız kanserlerinde de tespit edildi.

HPV-16 virüsü taşıyan ağız kanserli hastaların arasında oral seks yaptığını açıklayanların sayısı, tümörlerinde HPV-16 virüsü bulunmayan hastalara oranla 3 misliydi. Virüsün kanserlere nasıl yol açtığı konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark saptanmadı.

Söz konusu araştırmanın sonuçları "Journal of the National Cancer Institute" isimli bilim dergisinin aralık sayısında yayınlandı.. Bu sonuçlar HPV ile ağız kanseri arasındaki ilişkiyi kesinleştirdi.

Jenital (cinsel organ) HPV enfeksiyonu çok yaygındır. ABD'deki 25 yaşındaki kadınların yaklaşık üçte birinde bu virüs mevcuttur. Bu enfeksiyonların yalnızca yüzde 10'u kansere yol açan türdendir. Bu virüsü taşıyan kadınların yüzde 95'i bu enfeksiyondan bir yıl içinde kurtulur. Ancak bu bile niçin bu kadar az sayıda insanda kanserin geliştiğini açıklayamıyor.

Bu son bulgular ağız kanseri tedavisini de kolaylaştıracak. Dolayısıyla virüs kaynaklı ağız kanserli hastalara antiviral ilaçlar vermek iyileşme olasılığını artırabilir. Bu arada önlem olarak aşı üzerinde çalışmalar yapılıyor. Aşıların ağız enfeksiyonunun yanı sıra jenital enfeksiyonlara da iyi geleceği umut ediliyor. (TR.NET)


Masturbasyon, el ile tatmin denen bu olay, kişinin cinsel organı ile oynamak suretiyle doyuma gitmesidir. Bu adet genellikle 13-15 yaşlarındaki erkek ve kızlarda görülür. Değişik sebeplerle bu yaşın üzerindekilerde daha az görüldüğü ileri sürülmektedir.

Cinsel organın el veye ne olursa olsun, herhangi bir cisme sürtünmesi veya göğüslerinde yahut göğüs uçlarında ve diğer cinsel bölgelerde sıkıştırma ve benzeri baskılarla yapılan  bir uygulamadır. Maksat orgazm olmaktır.

Hristiyanlık da Masturbasyon (4)

VII. yy'da Canterbury'li Thedoros erkek ve kadının mastürbasyonu gibi ahlak suçları işleyenlere muamele konusunda bir tövbe yayınladı. XIII. yy.'da Thomas Aquinas cinsel sapkınlıklar arasında mastürbasyonu da sayıyor, bu eylemi mantığa aykırı buluyordu. Üremeye katkı  sağlamıyordu.  Bu yüzden ensest, zina ve tecavüzden daha yanlıştı.

Erkek mastürbasyonunun dehşeti bugün hala Roma Katolik Kilisesi'nin cinsel ahlak kılavuzlarında yer almaktadır ve "ciddi bir rahatsızlık" olarak nitelendirilmektedir. Bunun sebebi, kısmen değerli meninin "yanlış kullanımı" ve "ziyan olmasıdır". bununla beraber kadın mastürbasyonu göz ardı edilmiş veya önemsenmemiştir.

Denildiğine göre mastürbasyon, "Kutsal Kitap'ın bu günahı açıkça, ismiyle kınadığı kanıtlanmasa bile", 1054 tarihli  bir karardan bu yana "ciddi bir şekilde hastalıklı bir eylem" olarak görülmüştü. Gayri meşru sayılıyordu, çünkü "bütünüyle gerçek sevgi  bağlamında karşılıklı kendini vermenin ve insanın ürmesinin anlamından" yoksundu.

XVI. yy.'a kadar erkek menisi "neredeyse insan" olarak görülüyordu. Mastürbasyon, gece kirlenmesiyle meninin harcanmasından korkuluyordu.

İslam da Masturbasyon

İslam alimlerinin bazıları evlilik dışı her türlü cinsel doyumu haram saymışlardır. Delil olarak da şu ayetleri göstermişlerdir:
"Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir." (Müminun Suresi : 5-7)

"Ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz; Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir." (Mearic Suresi 30-31)

İslam alimlerinin çoğunluğu, buradaki aşırı gitmeden, evlilik dışında başka bir kadınla birleşmeyi anlamışlar ve elle doyumu bu birinci derece haramlar arasında saymamışlardır.

Allah Resulu  şöyle buyurur:

"Cinsel organıyla oynayan bir millete Allah azab etmiştir."

"Elini nikahlayan mel'undur"
 
"Elle boşalan lanetlidir"

Bu hadis-i şerif kesin bir hükümle, masturbasyon olayını yasaklamaktadır. Ancak İslam alimlerinden bazıları bu hadisin, sahih hadis kitaplarına girecek kadar sağlam senetli olmadığı için, helal-haram bağlamında delil olamayacağını savunurlar. Bazı Hanefi ve Hanbeli alimleri eşi olmayan  birinin, alışkanlık haline getirmemek şartıyla bu sıkıntısını giderebileceği görüşündedirler. Ancak bu sadece bir zaruret kapısıdır. Zina tehklikesine düşmemek ve çok fazla zihni meşgul etmemek içindir. Asıl olarak helal değildir. Bunu hiçbir İslam alimi  savunmamıştır. İki tercih arasında kalan bir müslüman zararı daha az olanı tercih etmelidir. Bu bir fıkıh kuralıdır. Eğer  bir müslüman, zina yapabilecek kadar kontrolünü kaybetmişse, daha hafif olan bu yolu tercih eder ve zina tehlikesinden kendisini kurtarır.

        Bu konudaki görüşler:

  • Keyfi olarak şehvetini gidermek için el ile menisini  getirmek haramdır. Ancak şehveti kendisine galebe çalıp da karısı veya cariyesi bulunmazsa, şehvetini teskin için bunu yaptığında günahkar olmayacağı umulur.(İbni Abidin)
  • Böyle bir kimse zina edeceğinden korkarsa, el ile meni  getirerek şehvetini teskin etmesi vacip olur. (Ebu Leys)
  • Şehveti galebe çalar da, onu teskin için yaparsa cezalanmaması umulur. (Fethu'l-Kadir)
  • Şafi ve Maliki mezhebine göre zevcenin elinde mastürbasyon etmesinde bir sakınca yoktur. (Mürşit 4, İlmihal)

Çok az fıkıh aleminin  kadınlar konusunda bu konuya değindiği genellikle erkeklerle ilgili  bu konunun ele alındığı, bu konuya değinenlerden Mücahid şöyle demiştir: "Bundan önce geçmiş olanlar genç erkeklerin istimnadan uzak kalmalarını emrederdi.. bu konuda kadının durumu ile erkeğin durumu arasında fark yoktur".

       Masturbasyon'un İslami hükmü konusunda mezhepler arasında bazı farklılıklar vardır.

  • Hanefi, Şafii ve Maliki mezhebine göre masturbasyon:
    • İmam Mâlik; "onlar eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar; doğrusu bunlar yerilemezler. Bu sınırları aşmak isteyenler; doğrusu bunlar aşırı gidenlerdir" âyetine dayanarak, bu fiilin sınırı aşmaya dahil ve haram olduğunu ileri sürmüştür. (7)
    • Mezkür fiil İmam Şâfiî'nin son içtihadına göre haramdır.
    • Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur; ancak "yapmadığı takdirde zinâya düşeceğinden korkan bir gencin affedileceği umulur." denilmiştir. Alışkanlık yaptığı ve sıhhati bozduğu takdirde yasak fiiller arasında gireceği şüphesizdir.
  • Hanbeli mezhebine göre ise, "meni, vücudun dışarı atmaya muhtaç olduğu birşeydir; onu eliyle atan, kan aldıran gibidir ve caizdir." Ancak Hanbelî fukahâsı bunu "zinâya düşme tehlikesi ve evlenme imkânından mahrum bulunma" şartlarına bağlamışlardır. Zina korkusu olduğu zaman mübah olur, değilse haramdır. (7)
Bu şartlar gözönünde bulundurulacak olursa, elle boşalmanın hükmünü herkes vicdanında daha iyi verebilir. ancak insan fıtratı bunu hoş karşılamaz: yaptıktan sonra pişmanlık duygusu gelen bir fiilin kesin olarak helalliğine hiçbir müslüman inanmaz ve bu yolu çözüm olarak göremez. Haramlar bellidir. Helaller bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır. En güzeli bunlardan uzak durmaktır. Niteki tıp otoriteleride aşırı alışkanlık haline getirilen masturbasyonun ruhi ve fizyolojik zararlarını ortaya koymaktadır.

Tıbba Göre

Hafta'da bir defayı aşan istimnanın yol açtığı zararlar hakkında doktorlar şunları söylemektedir:  (6)
  • Bez ve sinirler üzerinde bitkinlik meydana getirir. Çalışan unsurlar iltihaba uğrar ve yavaş yavaş mahvolur.
  • Alışkanlık kazanıldıktan sonra terk edilmesi zordur. Bu yüzden bu kimseler evlenemezler. Evlenmiş olsalar bile bu fena alış kanlığa devam ederek devam ederek boş yere sinirleri yorarlar.
  •  Tenasüli  Nervasteni (Sinir Yorgunluğu) oluşur.
  • Tenasüli nervasteni genel nervasteni ile karışır:
    • Hafıza ciddi şekilde zayıflar
    • Vücut ne bedeni ne de fikri  görev yapamaz hale gelir.
    • Şiddetli  başağrıları, uykusuzluk,çarpıntı, iştahsızlık vücudu edeta yıkar, kuvvetten düşürür, zayıflatır.
Biriz Biz


Kaynaklar:

1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN
2) Müslüman Kadının Fıkıh Kitabı, İbrahim CEMEL
3) Şamil İslam Ansiklopedisi
4) Dünya Dinlerinde Cinsel ahlak, Geoffrey Parrinder, Say Yayınları, 2003
5) Mürşit 4,
6) Evlilik ve Aile Hayatı, A. Aydın
7) Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar, Hayrettin Karaman, İz yayıncılık, İstanbul, 2000, 10. Baskı.


İslam Dini'nde homoseksüellik gibi haram kılınan bir cinsel eylem olan Lezbiyenlik, sevicili olarak bilinir ve  Allah Resulu'nün hadislerinde sihâk olarak adlandırılır.

Kadının kadınla sevişmesi, ilişkisi kesinlikle haramdır. Bu sevicilik veya lezbiyenlik denen cinsel bir sapmadır. Seviciliğin haram oluşunda, İslam'da ittifak vardır.

Lût kavminin, erkeklerinin yanısıra kadınlarının da azaba uğratılmalarının sebebi, imansızlıklarının yanısıra aralarındaki sevicilikleri olmuştur.

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor:

"Erkekleri erkekleriyle, kadınları da kadınları ile yetinince Lût kavmine azab erişti."

Bazı alimlere göre Kur'an-ı Kerim'in Nisa Suresi'nin 15. ayeti sevicilikle ilgilidir. Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin." (Nisa Suresi: 15.Ayet)

Allah Resulu buyuruyor:

  • Kadınların sürtüşmesi onlar arasında zinadır.
  • Bir kadın diğer bir kadına çıplak vücudunu  değdirmesin....
  • Erkek erkeğin avretine, kadın da kadının avretine bakmasın.
  • Bir erkek ile bir erkek tek yatakta birlikte, bir kadın da bir kadınla aynı yatakta beraber yatmasınlar.
  • Kadınlar kadınlarla, erkeklerde erkeklerle yetininceye kadar kıyamet kopmayacaktır.

Lezbiyenliğin Sebepleri Neler Olabilir?

  • Bekarlık ve sürekli beraberlik.
  • Giyimde, sözde ve davranışta erkekleşmek.
  • Kadınların biribirine haram olan bölgelerine bakmaları
  • Kızkardeş olsalar bile, on yaşını aşan kız çocukların bir arada yatmaları
  • Yetişkin kızlar ve kadınlar olarak vucutlar temas edecek şekilde bir yorgan altında yatmak
  • Kadın Hamamları,
Resulullah (s.a.v.) buyuruyor:
  • Kadınlarınızdan Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edenler sakın hamamlara gitmesinler.
  • Kadınlarınızı hamamlara gitmekten men ediniz. Ancak hasta ve lohusa kadınlara izin veriniz

Kaynaklar:

1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali (İslam Aile Hukuku), Rauf Pehlivan
2) İslama Göre Cinsel Hayat , Ali Rıza Demircan


Anne karnında teşekkül eden ceninin kürtaj adı verilen tıbbî bir operasyonla aldırılması caiz midir?

Kürtaj, sözlükte “kazımak” demektir. Bir tıp terimi olarak ise; gebeliğin ilk üç ayında ceninin rahim iç zarı kazınarak alınmasını ifade eder.

Doğum kontrolü ve buna bağlı olarak kürtaj işleminin batı ülkelerinde yayılması İngiliz iktisat bilgini ve bir Anglikan rahibi olan Thomas Robert Malthus’un (1766-1834) öne sürdüğü “gıda maddelerinin artan dünya nüfusunu besleyemeyeceği” endişesine dayanır. Bu teoriye göre, dünya nüfusu sürekli artmakta fakat beslenme kaynakları sabit kalmaktadır. Bu durum giderek dünya toplumlarını açlığa götürür. Malthus teorisi doğu ve batıda eleştirilere uğramış ve yersiz bir endişeden ibaret olduğu öne sürülmüştür.

Malthus’un “yoksulluk ve aç kalma” endişesi İslâm’ın rızık inancı ile çelişir. Dünyada bütün canlıların rızkını yüce Allah tekeffül etmiştir. Belki rızkı arayıp, açığa çıkarmak, çalışarak ve yeni teknolojiler kullanarak beslenme kaynaklarını sürekli geliştirmek insanın görevidir. Nitekim ıslâh, gübreleme, sulama vb. yöntemlerle tarım alanında verimin bir anda bir kaç katına çıkarıldığı ve yeni yapılan baraj, gölet ve sulama tesisleri ile yüzyıllardan beri tarım dışı kalmış olan alanların tarıma kazandırıldığı günlük görülen değişimlerdir. Bunlar Allah’u Teâlâ’nın “Râzık”, “Rezzâk”, “Rahmân” ve “Kerîm” sıfatlarının dünyadaki fizik ortama yansımasından başka bir şey değildir.

Kur’an’da şöyle buyurulur: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Allah onun durduğu ve emânet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.”

(Hûd, 11/6)

“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz besliyoruz. Onları öldürmek büyük bir suçtur.”(el-İsrâ, 17/31; bk. el-En’âm, 6/151; et-Tekvîr, 81/8-9; el-Mümtehine, 60/12) Hz. Peygamber bir hadisinde ruh üflenmeden önce; ceninin işleyeceği ameller, rızkı, eceli, bedbaht veya mes’ut olacağı hususlarının ezeli ilimden ceninin biyolojik yapısına bir melek aracılığı ile iletildiğini bildirmiştir.( Buhârî, Bed’ül’l-Halk, 6; Müslim, Kader, 1, 2)

Anne karnındaki ceninin düşürülmesini yasaklayan doğrudan bir âyet ve hadis yoktur. Ancak gebe kadının dövülmesi veya öldürülmesi durumunda ölü olarak düşen cenin için “gurre” denilen bir ceza sünnetle sabittir. Gurre; diyetin yirmide biri kadar bir tazminat cezasıdır.

Cenin anne karında uzuvları teşekkül edinceye kadar (müstebinu’l-? dönemine kadar) bir kan pıhtısı hükmündedir. Bu dönem ceninin 1,5-2 aylık oluşuna kadar sürer. Bu dönemde hastalık, çevrenin ahlaksızlığı veya şiddetli yoksulluk gibi özürler bulununca ceninin ilaçla veya başka bir yöntemle düşürülebileceğini yukarıda açıklamıştık.

Uzuvların teşekkül etmesinden ruh üfleninceye kadar olan dönemde sebepsiz yere ceninin düşürülmesi ise hem caiz değil ve hem de “gurre” cezasını gerektirir. Ancak kadının frengi, kanser, felç ve kalp hastalığı gibi doğum yapmasını riske sokan ya da annenin hayatını tehlikeye sokan hastalıklar varsa bunlar çocuğun aldırılması için özür sayılır.( bk. el-Fetâvâ’l-Hindiyye, V, 356; İbn Âbidin, a.g.e., II, 380)

Sonuç olarak eşlerin çocuk teşekkül ettikten sonrası için çare arayacakları yerde, daha önce tedbir almaları daha uygundur. Ancak bununla birlikte istenmeyen gebelikle karşılaşan, yukarıda belirttiğimiz şartlar gerçekleştiği takdirde ceninin düşürülmesi yoluna gidilebilir. Cenin özellikle 1,5-2 aylık dönemde bir kan pıhtısı hükmündedir. (Geniş bilgi için bk. “Doğum kontrolü” konusu)

Altınoluk Dergisi
13 Mayıs 2008

Cinsel İlişkide Ağrı

Cinsel ilişki esnasında ağrı duyulması nispeten sık yaşanan bir durumdur. Özellikle cinsel yaşamın başlangıcının ilk aylarında kadınların çoğu az veya çok bu ağrıyı duyar. Özellikle kadının yeterince hazır olmadığı bir zamanda ilişkide bulunulması ağrının oldukça rahatsızlık verici boyutlara ulaşmasını sağlayabilir.

Yukarıda anlatılan durum cinsel ilişkide ağrının en sık görülen nedenidir. Bunun yanında yeni başlayan bir ağrı veya ilk cinsel deneyimin üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen ilişki esnasında ağrı duyulması tıbbi değerlendirme gerektiren bir durumdur.

Tıpta ilk cinsel deneyimden beri var olan ağrı "birincil disparoni", sonradan ortaya çıkmış ağrı "ikincil disparoni" olarak adlandırılır. Bu ayrım muhtemel nedenlerin ortaya konması açısından önemlidir.

"Yüzeyel disparoni" vajina girişinde, "derin disparoni" ise penisin girmesiyle birlikte vajinanın derinlerinde ortaya çıkan ağrıdır ve bu ayrım tanının konması açısından son derece önemlidir. "Derin disparoni" durumunda ağrı alt karın bölgesinde yaygın olarak hissedilir.

Kadınların yaklaşık %15'i hayatlarının bir döneminde böyle bir ağrıyla karşı karşıya kalırlar. Ancak %1-2'sinde ise ağrı tedavi gerektirecek kadar şiddetlidir. Bazı kadınlar bu ağrıyı daha çok genital bölgede basınç, yırtılma veya yanma hissi olarak tarif ederler.

Neden olur?

Disparoni nedenleri incelenirken aşağıdan yukarı doğru (vajina girişinden iç genital organlara doğru) bir ayrım yapmak konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.

Vajina girişine bağlı nedenler:

  • Kızlık zarıyla ilgili sorunlar: Kızlık zarının yapısal olarak sert olması bu durumun en tipik örneğidir.
  • Menopoza bağlı dokularda gerileme ("atrofi") ve kuruluk: Menopoz döneminde genital dokular esnekliklerini yitirdiklerinden ve vajinada kuruluk olduğundan cinsel ilişki tahriş ve ağrıya neden olabilir.
  • Yeterince hazır olunmadan ilişkide bulunma ve buna bağlı tahriş
  • Doğum kesisi ("epizyotomi") nedbeleri: özellikle zor doğumlardan sonra vajina girişine ve vajina içine fazla sayıda dikiş atılması gerektiğinde veya doğum kesisi iyileşmesi esnasında enfeksiyon meydana geldiğinde dikiş yerleri sıklıkla nedbe bırakarak iyileşir ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.
  • Enfeksiyonlar: Aktif Herpes Simpleks enfeksiyonları (genital uçuk) hem cinsel ilişkide hem de diğer zamanlarda ağrı nedeni olabilir.

Vajinaya bağlı nedenler:

  • Enfeksiyonlar: ileri derecede bir vajina enfeksiyonu (vajinit) ilişki esnasında ağrı duyulmasına neden olabilir
  • Kitle ve tümörler: vajinada kitle çok nadir görülür. Büyük kitleler ağrı ve beraberinde kanamaya neden olabilirler.
  • Yeterince hazır olunmadan ilişkide bulunma ve buna bağlı tahriş
  • Rektosel (vajina arka duvarı sarkması), rahim sarkması ve sistosel (vajina ön duvarı sarkması): gerilmeye bağlı ağrı nedeni olabilirler.
  • Yabancı cisimlere karşı gelişen allerjik cevap: prezervatiflerin yapısında bulunan lateks maddesi bazı kadınlarda ciddi allerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Bu tür durumlarda vajina girişi ve vajina dokusu ödemli ve dokunulmaya hassas olduğundan ilişki esnasında ağrı duyulmasına neden olabilir.
  • Doğumsal vajina kusurları: vajinanın doğuştan dar olması veya ileri derecede kısa olması ilişki esnasında ağrı duyulmasına neden teşkil edebilmektedir.
  • Pelvik yapılara ait nedenler (iç genital organlara bağlı nedenler):
    • Pelvik iltihabi durumlar: pelvik enfeksiyonlar hem akut dönemde hem de iyileştikten sonraki dönemde ilişkide ağrı nedeni olabilirler.
    • Endometriyozis: endometriozis genital bölgedeki organlarda yapışıklıklara neden olan bir durumdur. Bu yapışıklıklar ilişki esnasında gerilmeye ve ağrıya neden olabilirler.
    • Rahimin habis veya selim tümörleri
    • Pelvis içindeki organlarda geçirilmiş enfeksiyonlara, ameliyatlara veya endometriyozise bağlı gelişen yapışıklıklar
    • Geçirilmiş pelvis kırıkları

Sindirim sistemi ve idrar yolu hastalıkları: nadiren ağrı nedeni olurlar

  • İltihabi bağırsak hastalıkları (Crohn hastalığı-Divertikülit)
  • Hemoroid (basur), fistül ve fissür gibi anüs ve rektum bölgesi hastalıkları: dışkılama esnasında ve sonrasında ağrıya neden olabilecekleri gibi yakın komşuluk nedeniyle disparoni nedeni de olabilirler.
  • Uretra veya idrar torbasına ait sorunlar

Psikolojik sorunlar:

  • İlk ilişkinin ağrılı olmuş olması kadının cinsel ilişkiden korkmasına ve ilişki esnasında ağrı hissetmesine neden olabilmektedir.

Disparoni vajinismus ile karışabileceğinden yapılan değerlendirmeyle ayırıcı tanının yapılmış olması son derece önemlidir.

Dr. Kağan Kocatepe
Jinekoloji.net



Cinsel İlişki de Tavsiye Edilen ve Edilmeyen Vakitler

Ba'zı âdâb kitaplarında, cinsel ilişki  vakitleriyle ilgili zamanlardan ve bu vakitlerin doğacak çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir. Bunlar dinî bakımdan uyulması gereken bağlayıcı hükümlerden değildir. Fakat bahsedilen vakitlerin gözetilmesi zararlı olmaz, faydalı olur.

Tavsiye edilen vakitler:

Pazartesi, salı, perşembe, cuma geceleri ve gündüz öğleden önce.

Tavsiye edilmeyen vakitler:

  • Hafta içinde pazar gecesi ve çarşamba gecesidir.
  • Kameri aylarının birinci, onbeşinci ve sonuncu geceleri.
  • Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri
  • Berât gecesi;
  • Yola çıkılacak gece;
  • Gündüz öğleden sonra.

Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadında şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz.

Münâsib görülmeyen hâller

  • Zevcenin rızâsı yoksa.
  • Abdesti sıkışıksa.
  • Fazla tok, hasta ve yorgun ise.
  • Çok soğuk ve çok sıcaksa.

Diğer Edepler

  • Kendini haramdan korumayı, halâl ile yetinmeye niyet etmeli, cima ederken şeytandan Allahü teâlâya sığınıp, (Bismillâhi Allahümme cennibnâ-ş-şeytâne ve cennibi-ş-şeytâne mâ razaktenâ) demelidir. Bu durumda gebe kalırsa, şeytan ona zarar vermez.

Resûlullah efendimiz buyuruyor:

  • Cima' da Besmele söyle. Cünüplükten temizleninceye kadar sana sevap yazılır. Bu cimada çocuğun olursa sana, bu çocuğun nefesleri sayısınca ve onun neslinin nefesleri sayısınca sevâb yazılır.
  • Erkek hanımı ile cima' ederken, horoz gibi, atlayıp inmesin. Kendisi rahatladığı gibi, hanımı da rahatlayıncaya kadar, karnı üzerinde kalsın, kadın rahatlamadan, sen rahatlarsan, o günün kalan kısmı, kadın için uyuşuk ve tembellikle geçer.
  • Hanımına, arkadan yaklaşan mel'undur.
  • Başka bir kadın şehvetiyle ehline yaklaşma!

Erzurumlu İbrahim hakkı hazretleri buyuruyor ki:

Euzü besmele çekerek yatağa girmeli ve yatarken okunacak duaları okumalı.

  • Cima, eşinin rızası ile olursa çocuk akıllı, gönülsüz olursa ahmak olur.
  • Pazar ve çarşamba gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, kavgacı olur.
  • Gündüz öğleden sonra yapılan cimadan çocuk olursa, şaşı olur.
  • Ramazan bayramı gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, ana babasına asi olur.
  • Kurban bayramı gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, altı ve ya dört parmaklı olur.
  • Ayakta yapılan cimadan çocuk olursa, yatağına işer.
  • Baldızını düşünerek yapılan cimadan çocuk olursa, hünsa olur. [Erkekle kadın arası bir şey]
  • Cima esnasında konuşursa, çocuk dilsiz, öperse sağır olur.
  • Kadının fercine bakarsa, çocuk kör olur.
  • Berat gecesi yapılan cimadan çocuk olursa, kötü huylu olur.
  • Taharetsizken yapılan cimadan çocuk olursa, cimri olur.
  • Sefere çıkacağı gece yapılan cimadan çocuk olursa, savurgan olur.
  • Orgazma ererken, her ikisinin düşüncesinde ne şekil varsa, çocuk ona yakın olur.
Kaynak: Huzura Doğru

Cinsel ilişki
Başlangıç Safhası: Terketmek erkek için kabalık, kadın için eziyettir. Beş duyudanda faydalanmalıdır.

Görme
 
-İlişki öncesi gözler cinsel hisleri tahrik edecek şeyleri görmeli.
-Vakit gece ise, fazla ışıklı olmaması, ışığın söndürülmesi veya ışığın az olması uygundur.
-Kadında veya erkekte ister giyinik ister çıplak olsun gözleri rahatsız edecek, az-çok soğukluk etkisi yapacak görüntüler olmamalı.
-Kadının -dışarıya değil erkeğine karşı süslenmesi gerekir.

Duyma

-İlişki öncesinde can sıkıcı sözler olmamalı
-Gönül alıcı fısıldaşmalar, tatlı bir sohbet en azından sevgi dolu birkaç söz.

Koklama

-Güzel kokular etkileyicidir. Bu inceliği bilen kadın, o anda güzel kokularla kokulanmayı da ihmâl etmez.
-Bedenin temizliği ve hoş olmayan kokudan arınmış olması da yeterlidir.
-Eşlerin temiz vücudlarından birbirine verdiği fıtrî ve tabii kokunun, başlı başına te'sirli bir gücü vardır.
-En çok rahatsız edici kokular, ağız kokusu ile ağır ter kokusudur.
-Vücudda fazla ter toplayan koltukaltı ve kasık bölgeleri, haftada bir tıraş edilmeli ve yıkanmalıdır.

Tatma

-Dişler fırçalanmalı  veya misvâklanmalıdır.
-Ağızda soğan sarmısak veya sigara kokusu rahatsız edicidir.
-İlişki başlangıcında ağız bölgesinin, dil ve dudaklar çevresinde yaptığı temaslar da, tatma hissinden gerekli zevki almaya yeterlidir..

Dokunma  ve Okşama

-İlişkiye hazırlanmada "aşk oyunları" denilen en te'sirli yöntem vücudun çeşitli yerlerine yapılan dokunma ve okşama işidir. Bunun için önce yeteri kadar soyunmuş olmalıdır.
-Üst vücudda bir iç elbisesinden başkasını bırakmamak, hattâ vaziyete göre, yatak içinde soyunmuş olmak, ilişki zevkinin ziyâdesiyle yaşanmasını sağlar.
-Dokunma ve okşama vazifesi, kadından çok erkeğe düşer.
-Kadında omuz ve dizlerden mahrem yerlere kadar birçok bölge, okşanmaya karşı hassastır.
-Temas ve taramalar, çevreden merkeze doğru kayarak, kadında asıl temâs için kuvvetli bir arzu belirinceye kadar devam etmelidir.

Cinsel Açıdan Duyarlı Bölgeler

Ağız ve Öpüşme

-Dudaklar, dil ve ağzın diğer bölümlerinde en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duygu bulunmaktadır. Öpme ve öpüşme de ağız ve dudak çevresinin son derece duyarlı olmasından doğmuştur.
-Hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazma varmada önemli bir rol oynar.
-Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir.
-Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır

Penis

Penisin çeşitli bölümleri arasında en duyarlı alanı penis ucudur.

Kulaklar

Özellikle  kulak arkası ve ve  kulak memesi çok duyarlı bölgelerdir. 
-Bir kez alışkanlık oluştuğunda kulak memeleri de salt elle dokunmaktan cinsel heyecan doruğuna yaklaştıran uyarımlar sağlar. Orgazma doğru giderken hafif hafif kulakları okşama ya da yalama bu etkiyi doğurur.

Klitoris 

-Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Cinsel heyecen sırasında klitoris büyür, sertleşir ve orgazm sırasında doyum noktasını oluşturabilir.
- Kadında cinsel uyarılmaya yol açan en hassas bölgedir.
-Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için, hafifçe okşamalıdır!

Küçük Dudaklar

Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır.

Büyük Dudaklar

Erkeğin torbalarını andırır. Penis üzerinde uyarıcı etkisi vardır.

Göğüsler

-Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Buradaki sinir uçları vajina yöesindeki uyarım sistemiyle bağlantılıdır.

-Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.
- Göğüs uçlarının etkili biçimde okşanması ya da emilmesi, dölyolu çevresindeki salgı bezlerini harekete geçirerek dölyolunun ıslanmasını ve cinsel birleşmeye hazırlanmasını sağlar. Erkeklerde bu duyarlılık son derece düşüktür.

Kalçalar  

Erkekler bu bölgeye karşı özel bir cinsel duyarlılık gösterir.

Bacaklar

Bacakların iç bölgeleri cinsel uyarıya karşı kesin bir tepki gösterir.

Okşama Şekli

- İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir.
-Okşamaya, en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir.

İlişki Safhası
  • Şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadının mahrem bölgesinde birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar.
  • Kadın o anda cinsî his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrîk edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.
  • Eşler, arzu ettikleri temas şeklini tercih ederler. 
  • Temas safhasında en mühim mes'ele, erkeğin acele etmemesidir. 
  • Erkek, zaman zaman duraklamalar ve ihtiyatlı tavırlarıyla, sondaki "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalıdır. Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer. 
  • Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak "birleşme" durumuna geçmelidir.  
  • Birleşme sırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, tedricen yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu yavaş yavaş artırmalıdır.
  • Yeterli ön hazırlık ve aşk oyunları izlenince, uygun bir birleşme, birleşmenin en önemli noktası olan "birleşmede orgazm" veya "aynı anda orgazm" denen sonucu sağlar.
  • Orgazmın verdiği yorgunluk ve "uyuşukluk" içinde, çok yavaş hareketlerle öpüşme ve okşamaları sürdürmek, bu arada da hafif ve müşfik bazı sözler söylemek, eşler için hem orgazmın tam doyumuna vardırıcı, hem de onları rahatlatıcı olur. 
  • Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, onbeş-yirmi dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir. 
  • Boşanmadan sonra erkek, hemen çekilmemeli, bir müddet daha kadınla berâber kalmalıdır.
  • Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmâl ederler. Kadın ise bu ândan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bu kısa bekleşmenin ihmâli, kadının canını sıkar. Erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir. 
  • Son safhadaki bu tabiî arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış, bir bûse ve okşayış da kâfi gelebilir.
Pozisyonlar

-Evlilik hayatı boyunca cinsî münâsbetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebeb olabilir. Bunun içindir ki, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülür.

-Zamanla değişen lüzum ve ihtiyaca göre, kadına zahmet vermeden daha uygun vaziyetler seçmek, (sırtüstü, yanüstü, dizüstü çeşitli haller) eşlerin tercihine kalmıştır.

-Genel tercîhler kadın altta yüzyüze ve malûm vaziyette olmakla beraber -döl yolundan olmak şartıyle- çeşitli şekiller mümkün ve meşrûdur.

-Birincisinde kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır. En uygun olanı budur.

-İkinci pozisyonda ise, kadın üstte olur ve serbestçe hareket ederek cinsî temasta motor rol oynayabilir.

-Orgazma, boşalmaya yakın pozisyon değiştirmek iyi olur.

-Boşalma anında kadının üste olması her ikisine de sıkıntı verir.

-Boşalma esnasında kadının altta erkeğin üste olup, boşalmadan sonra bir müddet o halde kalmaları eşleri rahatlatır. Fakat bütün ağırlık kadının üzerine verilirse, rahat olması gereken hassas bir zamanda kadına sıkıntı verilmiş olur. Bunun için erkeğin diz ve dirsekler ile yataktan destek alıp yükünü hafifletmesi gerekir.

Kaynak:
1) www.huzuradogru.com
2) Edip Köroğlu, Evlilik ve Cinsel Hayat, Motif Yayınları

Cinsel hayat bir ibadet midir?

Cinsel hayatı ibadet hayatının bir bir bölümüdür. Çünkü yapılması ve yapılmaması doğrudan sevap veya günah kapsamına girmeyen mübah işler dahi Allah rızası gözetilerek ibadete dönüştürülebilinir.

Unutmayalım! her zaman ibadet zamanı, her mekan ibadet mekanıdır.

Her söz, her davranış ve her iş ya ibadet sınırların içinde veya dışındadır, buna cinsel hayatın ibadet hayatının bir bölümü olduğu yönünden bakarsak:

  • Cinselliği korumak ve kullanmak bir ibadettir: İnsanlarda cinsel organları, tatmin edilmek istenen cinsel arzuları yaratan ve üreme organına yükleyen Allah'tır.
O'nun yarattığı cinselliğe saygı duyarak ve O'nun koyduğu yasalar içinde evlilik yoluyla cinsel organları kullanarak tatmine ve üremeye yönelmek, Allah'ın hilkatını ve yüklediği görevleri korumaktır. bu sebeple de saf ibadettir.
Allah'a isyan olduğu içindir ki Allah Resülü cinsel hayattan çekilmeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur.

"İslam'da cinsel hayattan çekilmek yoktur."
  • Cinsel hayatı evlilikle başlatıp sürdürmek ibadettir: Allah'ın ve Peygamberi'nin emirlerini uygulayarak evlenmek ve böylece cinsel hayatı başlatıp sürdürmek ibadettir.
Evlilik ancak cinsellikle oluşturulup yaşatılabileceğinden, hele cinsel eylemler pek tabi bir iabdettir?
  • Cinsel haramlardan kaçınmak ibadettir: Cinsel haramlar dahil, Allah'ın ve Peygamberinin bütün yasaklarından kaçınmak ibadettir. Kaçınılması gereken ilahi yasaklardan biri zinadır.
Zina yapmak imkanlarına malik iken Allah'ın azabından korkarak ve rızasını talep ederek zinadan kaçınmak öylesine büyük bir ibadettir ki, bu ibadet dünyada mücizemsi olayları doğurabilecek yüceliktedir.
  • Cinsel haramlardan korunmak için eşle cinsel ilişki ibadettir: Haramlardan kaçınmak farzdır. Cinsel haramlardan korunmamıza yardımcı olacak girişimlerde bulunmamız da farzdır. Farzların ifası ise Allah'a itaat olup ibadettir.

Ali Rıza Demircan (Allah c.c razı olsun), İslama Göre Cinsel Hayat, Sayfa 31-41 1.cilt, Eymen Yayınları, İstanbul, 2002
Kısmen özetlenerek alınmıştır.

Popüler Yazılar

Sitemap: https://www.xml-sitemaps.com/download/pratikle.5519372/sitemap.xml?view=1
Blogger tarafından desteklenmektedir.